Loading...
KATEGORİLER



İSTİAZE
İSTİAZE

                       İSTİAZE

عاذ / يعوذ / العوذ Kökünden türedi 

 

العوذ Başkasına sığınmak ve ona bağlanmak demektir.( Ragıp el İsfehani) 

 

Fahreddin Râzi, Tefsiri Kebir ‘ de العوذ masdarının iki manasına dikkat çeker. 

 

1.    Yapışmak manasında. 

 

Allah’ın  lütfuna, rahmetine, rehberliğine tutunma.Bu yolu yol edinmek . 

 

2.    Sığınmak ve eman(himaye) dilemek 

 

اعوذ بالله  Demekle de onun himayesine sığınılmış olunuyor ve onun rehberliğine sığınanı koruması altına alıyor. 

 

Kur’an’a göre istiaze ne demektir? 

 

اعوذ بالله  Allaha sığınirim sözü hasr ifade etmez(Yalnızca Allah’a ait olmayı.Allaha siğinirim başka şeylere de sığinmaya engel bir kullanım değildir.  ) 

 

بالله اعوذ ise hasr ifade eder. Yani sadece Allah’a sığinirim. İkincisi daha mükemmel olduğu halde niçin birinci şekli emredilmiştir? 

 

اعوذ بالله  sözü lafzı haber, manası ise duadır yani aslı mübteda haberden oluşan اللهم اعذني (Allah’ım beni korumana al) şeklindedir. 

 

اعوذ بالله  sözü ile kişi yaptığını Allah’a bildirir.  Cenâb-ı Allah da onu korumayı kabul eder.  

 

اللهم اعذني dememesindeki hikmet şudur: 

 

Nahl Suresi 91.Ayetinde “Antlaşma yaptığınızda Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin” buyruluyor. 

 

اعوذ بالله diyerek kul, kulluk ahdini yerine getireceğinin sözünü verir. Ve bu sözün karşılığında Rabbül Aleminde rububiyet ahdini tecelli ettirir ve onu karanlıklardan aydınlığa çıkarır.  

 

Demek ki Kur’an’ın istiazeden kastı onu sözlü söylemek değildir. Bize yapılan telkinleri, öğretileri, dikte edilen her ne var ise önce Allah’ın hidayet kitabına sunacağız. Bunlar iltifat da olabilir. Mesela şu kadar namaz kılan, şu duaları okuyan cennetliktir bilgisi bize ulaştı. Yapacağımız iş bunları kitabullaha sunacağız, kitaptan cennete girmenin şartlarını öğreneceğiz. Bu bilgi Allah’tan onay alıyor mu? 

 

 İşte Allah’a sığınmak demek vahyi rehber edinmektir.Allah’ım sana sığındım, seni rehberliğin kabulümdür. Otorite olarak benim hayatıma senin şekil vermeni,senin egemenliğini kabul ediyorum demektir. Böyle bir sığınmaya da Cenâb-ı Allah vahyini kılavuzluğu ile cevap verir.Mesela bir yakınınıza borç verirken sözel olarak Allah'ım sana sığınıyorum sen muhtaç olanları gözetin yardım edin diyorsun ben de yardımıma yaptım inşallah zamanı gelince paramı bana iade eder sana emanet ediyorum demek değildir Allah'a sığınmak. Bu durumda Allah'a sığınmak demek vahiy rehberliğinde borçlar hukukunda yapılması gereken durumu göz önünde bulundurarak hareket etmektir yani hakkını yasal yol ile güvence altına alarak Allah'a sığınmış olur. 

 

İstiaze türevleri ile beraber toplam 17 kez Kur’an’da geçer. 

10 tanesi nefs-i mütekellim yani birinci şahıs zamiriyle gelir.  

1 tanesi (cin 6) muzari fiil ( şimdiki zaman) gelir. 

4 tanesi emir sigasıyla (A’raf 200, Nahl 98, Mümin 56,Fussilet 36) gelir. 

2 tanesi mastar (Yusuf 23,79) gelir. 

Mütekellim sigasıyla gelen 10 ayette işlenen tema,  başta peygamberler olmak üzere yaratılanların maddi ve manevi düşmanları tanıtıldı ve korunma yolları gösterildi. 

 

Muzari sigası ile gelen tek ayette sığınmanın tanımı yapıldı ve sığınma eyleminin süregelen boyutu ifade edildi. 

 

Emir sigasıyla gelen 4 ayette şeytandan gelebilecek iç ve dış dürtülere karşılık Allah’a sığınma,yani onun vahyini rehber edinme ifade edildi. 

 

Mastar geldiği yerlerde de Hz Yusuf’un maruz kaldığı kötülüklerin her türlü çirkefinden çıkışın yalnızca vahyin rehberliğinde bulunacağı ifade edildi. 

 

Bu çalışmamızda 

 

1.    Kur’an’da istiaze nedir, nasıl kullanılmıştır? 

 

2.    İstiaze niçin yapılır ? 

 

 

3.    İstiazeyi nasıl yapmalıyız, sözlü mü fiili mi yapılmalıdır? 

 

4.    Nelerden istiaze yapılmalıdır? (Allah’a sığınılmalıdır?) 

 

 

5.    Kime sığınılmalıdır? ( Cin suresinde Allah’tan başkasına yapılan sığınmalar kişinin ve sığınılan varlığın azgınlığını arttırır)  sorularına cevap bulacağız. 

 

1.    KUR’AN-I KERİM’DE İSTİAZE NEDİR? 

 

Kur’an-ı Kerim sığınmanın tarifini şöyle yapar: 

 

Cin Suresi 6. Ayet ‘’Bazı varlıklar bazı cinlere sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı. ‘’ 

 

Sığınma ihtiyacı yaratılıştan itibaren insanda var olan fıtrî bir duygudur. Ancak yanlış yerlere sığınmak, yanlış sonuçlar meydana getirir. Cinlere sığınma inancı Antik dönem uygarlıklarından itibaren var olan bir inançtır. Yahudi, Hristiyan kutsal kitaplarında da yer almış, İslam öncesi Araplarda da geniş yer tutmuştur. 

 

İslam öncesi cin inancı: 

 

 Sümer,Babil ve Asurlular “ Pazozu “adı verilen cinlerin kralı,kötü güçlerin tanrısı olduğuna inanılır. Yaz dönemlerinde kuraklık,yağmurlu günlerdeki çekirge istilası onun gücünün etkisidir. 

 

 Mezopotamya mitolojisinde “ Lamuştu “ yeni doğum yapan annelere musallat olur, bebekleri kaçırır, onlara fenalık yapar. Lamuştudan korunmak için onu sembolize eden tılsım kullanılırdı. 

 

 Babil ve Sümerlerde “ Utukku “ inancına göre bunlar çöl,orman ve nehir gibi tekinsiz yerlerde yaşadığına inanılır. Gece buralarda bulunmak, onların etkisine girmek ve akıl hastalığına maruz kalmaktı. 

 

Eski Türk inanışı olan “ Şamanizm” de dağlar, ağaçlar, akarsular,kayalar “ İye “ denilen ruhani varlıklar tarafından korunurdu. Bu varlıkları öfkelendirmek, kötü sonuçlara yol açardı. Mesela avcılar ormanda bulunan hayvanları avlamak için orman iyesinden izin almaları gerekir. Yoksa iye avcılara musallat olur ve onları kabuslarla rahatsız ederdi. 

 

 Antik Yunan’da “ Kokodomonlar “ insanlara musallat olan ve başlarına kötülüklerin gelmesine sebep olan tanrı olarak görülür. 

 

Tüm çağlarda fiziki bir bedene sahip olmayan ancak fiziksel dünyayı etkileyebilen varlıkların gücüne inanılırdı. 

 

Alman davranış bilimci Eric Van Holst, yaptığı bir deneyde ruhani varlıklara olan inancın temelinde nörolojik ve psikolojik etkenlerin bulunduğunu söyler.   

 

Horozlar üzerinde yaptığı deneyde beyne bağlı sinir örgülerinin saldırganlık davranışı gösterdiğini gözlemlemiştir. Horoz söz konusu bölgeye bağlanan elektrotlar vasıtasıyla şok uygulandığında gerçek bir düşmanın karşısındaymış gibi davranmaya başlar. Hayvan önce göğsünü kabartır,sonra gagası ve gölgesiyle boşluğa saldırır. Horoz bu davranışı gösterirken ortamda düşmana benzetebileceği herhangi bir nesne veya gölge yoktur. Eric Von Holst’un yaptığı bu deneyde, düşman imgesinin horozun beyninde deneyiminden bağımsız olarak var olduğunu gösterir. Sinir örgülerine bağlanan elektrotlar vasıtasıyla şok verildiğinde horoz, zihnindeki düşman imgesinin uyanmasına sebep olan bir uyarıma maruz kalır. Bu şekilde yalnızlık ve savunmasızlık hissi korkuları tetikler ve bu korkularımız stres ve korku sebebiyle kasılmalara sebebiyet verebilir. Bu durumda cin veya hayaletin teması olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla görülmeyen varlıkların zararlarından korunmak için onlara sığınma isteği ortaya çıktı. Onların gönlünü kazanmak için tarihte çeşitli sığınma yöntemleri geliştirmişlerdir. 

 

Cinlere kurban sunmak: İnsanlar yeni su kuyusu açtıklarında, ev inşa ettiklerinde kurban keserler. Böylece hem onları razı etmiş olurlar hem de onların kendilerine musallat olmasından ve getireceği zararları önlemiş olurlar. Yine cinlerin zararlarından korunmak için bebeğin yanına tılsım, ustura gibi şeyler konurdu. Hazreti Ayşe, bir seferinde usturayı atmış ve Hazreti Muhammed(sav)’in bu davranışlara kızdığını söylemiştir. (Buhari) 

 

Cinlere sığınmak iyilik ve hayır elde etmek için değil, onlardan gelebilecek korku ve ürkeklikten kaynaklıdır. Çünkü cinler kötülük, eziyet ve zarar unsurları olarak görülürdü. Onlara sığınmak, onlardan gelebilecek olan zararlardan korunma amaçlıdır. 

 

Kur’an’a göre Arap toplumunda cin algısı: 

 

 İnsanların akıllarını karıştırdıkları ve deliliğin bu karıştırmanın etkisiyle gerçekleştirdiğini ( Bakara 275, Araf 181, Hicr 6-7 , A’li İmran 70 ) 

 

Cinlerin Allah ile irtibatlı olduğu ve bunları kahinlere ilettiklerine (Cin suresi)  

 

Büyücülerle irtibatlı olduklarına (Bakara 102) 

 

İnsanların kalplerine kuruntu, şüphe, vesvese verdiklerine 

 

 Büyük işler becerdiklerine, olağanüstü işler becerme gücüne sahip olduklarına (İsra 88, Saffat 6-11)  

 

İnsanoğlu bir yere sığınmak, kendini daha huzurlu ve güvende hissetmek ister. 

 

 İnsanlar ilk olarak ay, güneş, su, toprak, ateş gibi maddelere tapmışlardır. Fakat hepsinin farklı nedenlerden dolayı güçsüz olmaları yetersiz olmaları, insanları güçlü bir varlığa sığınma ihtiyacı doğurmuştur. Allah’a sığınmak, onun vahyini rehber edinmek, onun kulluğunu kabul etmektir. 

 

İstiaze, Allah’tan korunmayı talep etmektir. Bu talebimize Cenab-ı Allah’ın cevabı  

 

Zariyat Suresi 50. Ayette “ fefirru illallah” Tüm korkulardan Allah’a kaçın 

 

Maide Suresi 16. Ayette  “Allah,  rızasını arayanları kurtuluş yollarına eriştirir. Ve onları izniyle karanlıktan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru yolu iletir” buyuruyor. 

 

Şirkten tevhide 

 

Küfürden imana 

 

Zulümden adalete 

 

Nifaktan sadakate  

 

Riyadan ihlasa  

 

Kibirden tevazuya 

 

Cimrilikten cömertliğe 

 

İsraftan kanaate 

 

Tefrikadan ittifaka 

 

Kötülükten iyiliğe ve daha nice karanlıklardan Allah’a sığındır. Onun otoritesini kabul etmek demek, gerekenleri yerine getirmektir. Şer odaklarını hayırla tamir etmektir. Mesela Allah’tan hidayet isterken yapmamız gereken şeyler olmalıdır. İstemek yetmez, çünkü Allah hidayet kitabını ve rehberimiz olan elçileri göndermiştir. Sağlıklı bilgi ile bu yolu kaynağından araştırıp hayatımıza geçirmezsek Allah’a sığınmış olmayız. 

 

2- İSTİAZE NİÇİN YAPILIR? 

 

En doğruya ulaşmak için Allah’a sığınılır. 

 

Nahl Suresi 98. Ayette Kur’an okunduğun zaman Racim şeytandan Allah’a sığın. 

 

Ayette geçen قرأ  fiili aktarmak ve saklayıp ezberlemek için okumaya delalet eden تلى fiilinden farklıdır.  

 

 قرأ   Anlamak için bir araya toplamak anlamı gereği konu bütünlüğünü elde etmek ve yanlış anlamaya sebep olan tüm görünür görünmez saptırıcılardan uzak kalmak gerekir. 

 

 Namaz için abdest ne ise, Kur’an okumak için de istiaze odur. Bütün ön yargıları, olumsuz düşünceleri bir tarafa bırakıp, halis bir imanla Allah’ın vahyine sığınmak, elde ettiğin bilgileri hayat felsefesi edinmek, yol edinmektir Allah’a sığınmak. 

 

Bir hadisi şerifte Efendimizin “öyle Kur’an okuyanlar var ki okudukları boğazından aşağı inmez” buyuruyor. Yani okuduklarından fayda elde etmemeleridir, yaşantıya sirayet etmemesidir. 

 

Mesela şu kadar nafile kılan, şu duaları okuyan cennete girer, bilgisi bize ulaştı. Hemen bu bilginin Kur’an’la sağlamasını yapmalıyız. Racim şeytandan Allah’a sığınmalıyız. Bu bilginin Kur’an’i referansı var mı yoksa Racim(r-c-m) kelimesinin kök anlamında olduğu gibi zanna dayalı söz, asılsız söz, palavra mı olduğunu ön yargısız Kur’an’a sunmalıyız.Gelen bilgi Kur’an’dan onay alıyorsa doğrudur, onay almıyorsa yanlıştır. Racim şeytandan Allah’a sığınmak budur. Doğru bilgiyi elde etmek için samimi bir şekilde Kur’an’dan istifade etmektir. Akla abdest aldırmak budur. 

 

Ayette Allah’ın zatına sığınma emri var, neden? 

 

 Allah’ın uluhiyetine sığınmak demek, aslında şeytanın insanın cevherine yönelik ayartmalarından dolayıdır . Benliğini,özünü, cevherini bozma girişimleridir .O yüzden bunları var edene sığinilir. 

 

3- NELERDEN SIĞINMALIYIZ? 

 

1)Cahillerden olmaktan Allah’a sığınmalıyız. 

 

 Bakara Suresi 67 Ayet Hani o zaman Musa, halkına : Dinleyin! Allah bir sığır kurban etmenizi emrediyor, demişti. Onlar: Sen bizimle alay mı ediyorsun(istihza mi ediyorsun?) dediler. O: Bu kadar cahil olmaktan Allah’a sığınırım, dedi. 

 

İstihza etmek; başkasının söz ve davranışlarını kusurlu görmek veya göstermek amacıyla onu alaya almak, küçümsemek, küçük düşürmek demektir. 

 

İsrailoğulları ezilmiş, alay edilmiş, köle ruhlu olduklarından zihnen ve ahlak bakımından gelişmemiş, kendi değerlerini kritik etmekten yoksun bir milletti. Köle ruhlu olmaktan kurtaracak şey, taptıkları tanrıyı kurban etmekti. Bu taptıkları buzağı kurban edilirse işte o zaman gönülleri dirilir ve cahillikten kurtulurlar. 

 

 Hz Musa’nın cevabı; benim dayanağım vahiydir, hareket noktam doğrudur, bilgi kaynağım sağlamdır. Delili vahye, bilime dayanmayan her söylem cahillik üretir.  Cahillik hiçbir şey bilmemek değil yanlış bilgidir. Siz Ey İsrailoğulları! Sizler Tanrı edindiğiniz bu değerinizi kurban etmedikçe doğru bilgiye ulaşmayacak ve köle edinilmiş bir hayat sürmeye devam edecekseniz. Özgürleşebilmek, Allah’a has kullar olabilmek için tüm sahte tanrılar kurban edilmelidir. Zira cahillik; sahte tanrılara itibar etmek, ardından gitmektir. 

 

Hud Suresi 47. Ayet “ Nuh : Rabbim, dedi. Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım.  Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan ziyana uğrayanlardan olurum, dedi. “ 

 

Ayette Nuh (as) oğlunu kurtarmak istedi ve kendi yakını olduğuna, kendini referans gösterdi.  Allah’ın cevabı ise hiç kimse başkasını kurtaramaz.  Peygamber yakını olmak, 70 hafız akrabanın olması, şehit evladının olması vs.. bunlar hiç kimsenin kurtuluşuna referans değildir. Kurtuluş reçetesini Kur’an; iman ve salih amele bağladı. Bunun dışındaki tüm kurtarıcı reçeteler cahilliktir. Kaynağı vahiy olmayan dini kabuller cahilliktir.  

 

2)Şeytan işi olan kötü söz ve davranışlardan , düzenlerden Allah’a sığınılır.  

 

Yunus Suresi 23. Ayet “ Bulunduğu evin hanımı, ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek “haydi gelsene” dedi. O ise “ Allah’a sığınırım, doğrusu senin kocan bana iyi davrandı. Doğrusu zalimler, esenliğe erişemezler.” Dedi.  

 

Yunus Suresi 24. Ayet “ Kadın ona karşı arzu doluydu,eğer Rabbimin burhanını görmeseydi bu arzuya yenilecekti. 

Rabbinin burhanı neydi? 

 

A’raf Suresi 201. Ayet  “Takva sahipleri, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler ve kavramaya başlarlar.” 

 

 Hz Yusuf içinde bulunduğu durumda, kocan bana iyi davrandı, ona ihanet edemem, dedi. Takvalı insanda akıl doğruyu insana gösteren bir güce dönüşür. Takvalı insan içindeki oluşumları farkeder ve düşündüğünde şeytanın fitleri olduğunu görür ve bu yanlıştan uzaklaşarak, Allah’a sığınarak tedavi olur. 

 

Fussilet Suresi 34. Ayet “ İyilikle kötülük bir olmaz, kötülüğü en güzel şekilde sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiş.” 

 

Fussilet Suresi 35. Ayet “ Bu güzel davranışa sabredenler kavuşur...” 

 

İsra Suresi 53. Ayet “ Kullarıma söyle en güzel sözü söylesinler, çünkü şeytan araları bozar.. “ 

 

Görüyoruz ki Kur’an-ı Kerim’de kötü söz ve davranışların olduğu yerlerde kişinin kendini kontrol etmesi zor oluyor. İyilikten iyilik, kötülükten kötülük sadır oluyor. 

 

 Fussilet Suresi 34. Ayette iyilik ve kötülük bir olmaz, kötülüğü en güzeli ile sav. 

 

Yusuf Suresi 23. Ayette geçen معاذالله )   Allah korusun  ) ifadesinin aslı 

معاذالله اعوذ بالله (Bütünüyle Allah’a sığınırım) şeklindedir.  

 

Nefis ve akıl mücadelesinde akıl gerçeği görüp galip gelirse Allah’a sığınmış olur. Cenabı Allah, takva erlerini korur. Sığınma bir iman meselesidir.  İnandığımız değerleri hatırlayıp usulünce tavır almak, tedbir, önlem almakla Allah’a sığınmış olur ve bu musibetlere karşı korunmuş oluruz. 

 

A’raf Suresi 200 Ayet “ Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse hemen Allah’a sığın. Şüphesiz o hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.  

 

 نزع    Bir işi bozma, ifsat etme dürtüsü, kötülüğe gitmeye zorlamaktır. Ekseri öfke sırasında vaki olduğu söylenir. 

 

 İnsanın bazı olay ve durumlar karşısında ölçüp biçmeden yaptığı tepkisel davranışlarıdır.  Olay ve durumlar karşısında olgun cevap ise; düşünülüp, öfke ve tepkisellikten uzaklaşıp, tarafların faydasına olacak dışlamayan, arayı bozmayan, yapıcı, onarıcı karşılık vermektir.  

 

Bu ayette dürtü; kişinin kendisiyle aynı inanca sahip olmayan kişilerle konuşurken onlara olgun cevaplar değil de dürtüsel tepkiler vermenin yanlışlığından bahsediyor. 

 

Araf suresi 190 ile 198 ayetler arasında şirk içindeki insanlara tüm akli deliller gelse de şirkten kolay vazgeçmeyecekleri, doğruya çağrıldıklarında olayı idrak edemeyecekleri anlatılmaktadır. A’raf Suresi 199’da sen af yolunu tut, cahillerden yüz çevir, dedikten sonra şeytandan sana bir dürtü gelirse ve sen de öfkelenip onlarla Allah’ın istemediği bir tartışma metodunu benimsersen yanlış yapmış olursun. Böyle bir durumda aklını başına al, dürtüsel hareketlerden uzaklaş. Allah’a karşı sorumluluk onu gerektirir. Takvalı insan, olgun insandır. 

 

 Tartışma ortamlarında şeytan devrede olur. Münakaşalar hakarete varabilir, kötü neticeler meydana getirebilir. Peygamber bile olsa bu tür durumlar yaşamamak için Allah’a sığınmak gerekir. Zaten Araf Suresi 201. Ayette takvalı olanlar öfkelerinin kurbanı olmazlar, düşünerek hareket ederler,diyor . 

 

Fussilet suresi 34. Ayet ile Araf Suresi 200. Ayet aynı mesajları veriyor. İki ayetin de سميع عليم olarak bitmesi nedendir? 

 

İstiazeyi dil ile yapmak yetmez. Dil ile yapılanını işitirim ancak aklın, kalbin ve dilin ile söylediğin şeyi doğrulayıp doğrulamadığını da bilirim,diyor. Eğer sözden ibaret olsaydı ben bilirim demezdi. Sözde söylenenler, eğer kalpte ve yaşantıda yoksa tesirsizdir. Söylemenizi iştirim , yaptıklarınızı da bilirim diyor, Rabbimiz. 

 

Müminun suresi akabe biatlarından sonra inmiştir.(621’de) 

 

Müminun Suresi 97-98. Ayet  “ De ki : Rabbım! Şeytanların hemezatlarından sana sığınırım. Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”  

 

همز          Elle sıkıştırmak ( Elifi sıkıştırıp, baskılayınca hemze oluyor ve küçülüyor).  Atı mahmuzlamak 

 

همزات  Hemzenin çoğuludur. 

 

Hemezatta alçaltmak, küçültmek için sıkıştırma var. 

 

Bu ayet Mekke’de inen en son sığınma ayetidir. Belli ki Müşriklerin Hz Peygamber(sav) ve inananları fiili kötülüğe sevk edecek büyük çapta girişimleri bulunuyor. Bunlar vakarlı, takvalı bir insanın çirkin bir fiile yöneltilip küçülmesini sağlayan girişimler. Ancak Allah’ın tavsiyesi Müminun 96, Fussilet 34. Ayetlerdeki gibidir. Mümin her durumda ardından hoş bir sada bırakandır. 

 

 Şeytanların bulunduğu yerler kötülüklerin olduğu yerlerdir demiştik. Müminin Suresi 96. Ayet “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır. Biz onların yakıştırdıklarını en iyi biliriz “ buyuruluyor. 

 

Fussilet suresi 34. Ayet “ İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzeli ile sav. Bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse sıcak bir dost oluvermiş. 

 

Cenabı Allah kulları arasına düşmanlık değil, dostluk tesis etmek ister. O yüzden insanın bu şeytani vesveselere karşı tek başına mücadele etmesi zordur. Bu vesveselerin içine saplanır kalır. Böyle durumlarda zayıflığımızı idrak edip, hidayet rehberine tutunursak doğruyu bulmuş oluruz. Onların yanında bulunup etkileri altında almalarından da Allah’a sığınmak gerekir. Bu tür insanların yanında bulunmak bile sürekli belleğimize kötü duygular aşınmasına sebep verir. Şeytani vesvese ve düşünceler etrafımızı sarar. A’li İmran Suresi 36.  Ayet “ Onu doğurunca ‘ Rabbim! ‘ dedi, ‘ onu kız doğurdum ‘  Oysa Allah, ne doğurduğunu daha iyi bilir. Erkek kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu racim şeytandan sana sığındırıyorum. “ 

 

 الرجيم  kalıbı hem mübalağalı ismi fail hem de ismi mefuldur. 

 

 İsmi meful olarak alırsak; taşlanmış, lanetlenmiş, kovulmuş şeytan olur. 

 

 İsmi fail olarak alırsak; asılsız söz söyleyen (taşlayan), kafadan atan palavracı, kovalayan şeytan, karanlık işlerle uğraşan şeytan olur. 

 

Bu ayette İmran’ın karısı, Hz Meryem’i kötü insanlardan,kötü düzenlerden, insanların kötü yaptırımlarından,kötü örnekliklerinden Allah’a sığındırıyor. Allah’ın vahyine, yasalarına, düzenine sığındırıyor. O yüzden vahyin eğitimi ile yetişsin diye kızını mabede adıyor. 

 

Yusuf Suresi 79. Ayet “Yusuf, malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz,dedi. 

 

 İlahi yasada her aza sahibi, cezasını çeker. Fatır suresi 18 Ayette  Cenabı Allah buyuruyor ki: “Hiçbir günahkar, başka bir günahkarın yükünü yüklenmez.” (Sevabını da yüklenmez tabii ki) 

 

 Allah hukukunda zulmetmek, zulme uğramak yoktur. Hiçkimse başkasının yerine ceza almaz. Hukukta yargı, ilahi adaletle tecelli etmeli. Ferdi cezalar hiçbir gerekçe ile değiştirilemez. Yakup peygamberin dinindeki uygulama budur. Allah’a sığınmak, tüm İslam dinlerinin ortak misyonudur. Allah’ın dininde torpile yer yoktur. 

 

 Allah’a sığınmak demek, doğru hükümle hükümetmek, dosdoğru davranmaya dair Allah’a söz vermektir. Takvalı olmak, takvalı hareket etmektir. 

 

Meryem Suresi 18. Ayet “ Meryem; senden Rahman’a sığınırım. Eğer ona karşı sorumluluk bilinci taşıyorsan (bana yaklaşma)” 

 

Takva sahipleri kimseye ve birşeylere zarar veremez, vermemeli. Ayette müttakilerden isen şartının cevabı mahzuf (bana zarar veremezsin) olur. 

 Rahman'a sığınması karşıdakinin de bu sıfatını tecelli ettirmektir. ben iffetliyim bu iffetimi zedeleyecek bir tavrın olmasın zira takvalı olan takvaya uygun hareket eder takvalı olan da merhamet olur . 

 Mümin 27” Musa dedi ki: ben hesap gününe inanmayan her kibirliden benim de Rabbim sizin de rabbiniz  olana sığınırım.” 

 Ahiret inancı insan için oto kontrol sağlar. Karıncayı bile ezemez, değil Hz musa'yı. Yarınki hesabı düşünmeyenden her kötülük sadır olur. İmansız, takvasız insana vazife verilirse her kötülüğü yapar. Firavun kibrinden dolayı her şeyi yapma yetkisini kendinde buluyor.  

Ayetin Allah'ın esması olan rabb ile bitmesinin sebebi de, Firavun'un büyüklenme sebebinin Allah'ın rab'lık sıfatını reddetmesidir. Onun otoritesini terbiyesini kabul etmemesidir. Hesap vereceği bir hayatı istememesiydi. O yüzden ahiret inancı olmayan her türlü kötülüğü yapar. Allah'ın istediğini yapmak yerine canlarının istediğini yapmayı tercih ederler.  

Firavun her ne kadar Allah'ı rab olarak kabul etmese de Hz Musa'nın bu esmayı söylemesi kul olarak aslında acziyetini hatırlatıyor olmasıdır. Firavun kendi de kul olduğunu aciz olduğunu sonunda anlamış teslim olmuştu. Boğulmak üzereyken şöyle demişti:  

Yunus 90 ........ İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım demişti.  

Mümin 56 “Allah'ın mesajlarını hiçbir delilleri olmadan sorgulayanlara gelince, onların içinde hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri küstahça bir kendini beğenmişlik duygusundan başka bir şey yoktur. Öyleyse sen Allah'a sığın hakkıyla işiten hakkıyla gören odur.” 

 kibir hastalığı Allah'ın Hakk dedikleri karşısında buna teslim olmayarak kendi bilgisi, kendi anlayışını Allah'tan gelen haklara tercih etmek kibirdir .Kendini üstün görme hastalığı. 

 Özellikle günümüzde ilmin, bilimin geliştiği çağdayız. Bilgisayarlar robotlarla daha hızlı düşünülebilecek bir çağa ulaştık. Kendi yaptıkları ile en büyük benim benden başka büyük yok diyerek tanrılıklarını ilan etmekteler.  

Bütün bu iddia sahipleri acaba gökten bir damla su indirebilirler mi? rüzgarlar bulutları hareket ettirsinler de bitkileri çıkarsınlar yeryüzüne. Gemileri o suda hareket ettiren kim? Allah'ın yarattığı arzda verdiği imkanlar ve akılla bir şeylere ulaşıyorlar da ilah kesiliyorlar.  

Seninle mücadele edenlerin hile ve tuzaklarından Allah hastalığın diyor Rabbimiz veya onlar gibi olmaktan Allah'a sığın.  

Duhan 20'de” şüphesiz ben beni taşlamanızdan benim de Rabbim sizin de rabbiniz ona Allah'a sığınırım”. 

ان ترجمون  ifadesi beni öldürmenizden olabileceği gibi beni sözlü taşlamanızdan (deli, sihirbaz, şair.....) şeklinde de sözlü taşlama olabilir.  

Felak ve nas sureleri kime, nelerden, nasıl sığınacağımızı öğütlüyor. Sığınmayı sadece dil ile değil gerekli tedbirlerle nasıl yapılmasını öğretiyor bize.  

Nüzulde 20 -22 .sıradadır. ilk inen sureler tevhidi öğretir ahlak inşa ederler. Bir insanın tevhid inancı bozuksa bakara Ali İmran gibi Medeni toplumu inşa eden (hukuk, ekonomiyi, Savaş, boşanma, siyasi gibi....) sureler ona ne söyleyebilir ki.  

Bir insanın iç dünyası inşa olmadan sosyolojik alanı inşa etmesi söz konusu değildir  

Rabbimiz rahat 11 ayeti kerimede “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez buyuruyor.” 

Felak ve nas surelerinde geçen kul emirleri قل verilen haberleri inşaya taşir. Yani bize bir şeyleri hem haber verir, hem bizi inşa etmeyi amaçlar.İnşa cümleleri ya Emir ,ya nehir, ya uyarı, ya ünlem, ya nida'dır.(Felak,Nas,Cin,İhlas,Kafirun süreleri kul ile başlar.) 

4) NELERDEN İSTİAZE EDİLMELİDİR?  

5) KİME SIĞINILMALIDIR?  

Felak ve nas sureleri nelerden kime sığınılmasını anlatan surelerdir. 

 FELAK SURESİ  

1)قل اعوذ بربِّ القلب  

Bu surede felakin rabbine 4 husustan sığınma var. Neden felakını rabbi?  

Annem 95 -96'da taneyi ve çekirdeği yarıp çıkarandır buyurulur. Bunu nasıl yapıyor? O çekirdeğe bir kimya yerleştirdi ve uygun şartlar ile buluşunca toprak ,su ,güneş gibi tohum filizleniyor ve üzerindeki ağırlıklardan gün yüzüne çıkıyor. 

ER RAB : tüm evren üzerindeki her şeyin terbiye edicisi, tasarruf yetkisi elinde olandir. Kainatın dünü, bugünü, yarını üzerindeki tek yetkili. Güneşin, ayın, gecenin, gündüzün, mevsimlerin, canlıların terbiyesine muhtaç olduğu zat tır. 

Felak'ın rabbine sığınmak karanlığı yarıp aydınlığı çıkaran rabbe sığınmaktır. Karanlık, hayatın bitişidir aydınlığın gelişi de belli tabiat yasalarına ayın, güneşin hareketlerine bağlıdır. Bunların sevk ve idaresi onun elindedir.  

Suriye neden el-falık esması ile başlamıştır? 

 El -falik yokluktan varlık meydana getirendir dedik. Müminler bu dönemde müşriklerin başkalarından bunalmış biri çekirdek gibi toprağın karanlıklarında sıkışmış umutsuzluk çukurlarında kalmışlardı. 

 Geceden gündüzü, acıdan tatlıyı, ölüden diriyi, yokluktan varlığı, çaresizlikten çareyi... Çıkaran el falik esması bu dönemde karanlıklara sıkışmış müminlere derman oldu.  

Her şeyin bir zamanı olduğu gibi zamanı gelince sizler de aydınlığa çıkacaksınız mesajını veriyordu. Bekleyin cenabı Allah bir tane göre hareket eder karanlıklar sürekli değil kurtuluşunuz yakındır anlamında Rabbül Felak ile gelmiştir. 

2) من شرِّ ما خلق 

Yarattığı şerlerden sığınmayı değil de yarattığı şeylerin şerrinden sığınmayı öğütlüyor. Şerif yaradana değil yaratılana İsnat ediliyor. Şer yaratılan varlığın cevherinde değildir insan o şeyi kendi iradesiyle şer haline dönüştürür.  

Mesela allah üzümü hayır olsun şifa olsun diye yarattı. İnsanlar bunu fermente edip şerre dönüştürüyor. Bu durum yaratılanın şerri değildir Bu yaratılan kulların iradeleriyle dönüştürdükleri şerdir. El hayır olandan şer sadır olmaz. Şer yoktan var olmaz, var olandan varlık amacına ihanet etmesi sonucu ortaya çıkar. Şuna benzetebiliriz: Bir usta bıçak yapıyor insanlar işlerini kolaylaştırsın diye. Fakat biri bunu alıp kötü amaçlı kullanınca şerre dönüşüyor. Artık bu şairin suçlusu bıçak ustası değildir.  

Depremler şer değildir. Kaplıcalar, sıra dağlar, Toroslar ve daha nice coğrafi bilgiler depremlerin sonucudur.  

Yağmur şer değildir. Dere yatağına yerleşke yapmaktır şer olan. Burada oluşan felaketler takdir-i ilahi değil insanların şerridir.  

Enfal22'de cenabı Allah buyurur ki” yeryüzünde yürüyen canlıların en şerlisi insandır”. 

3)و من شرِّ غاسقٍ إذا وقب 

Bastırdığı zaman zifiri karanlığın şerrinden;  

Bu ayetlerin indiği Mekke dönemini düşünelim. 20 .sure Felak suresi. Mekke'nin ilk yılları. Her türlü cahili bataklık mevcut. Dolandırıcılık,yağmacılık,tefecilik, adam kayırma, şirk, cin inancı, Atalar dinine körü körüne inanç gibi çeşitli zulümler vardı. 

وقب insanı esir alan ümitsizlik ve çaresizliğin hissettirdiği duygu.  

غاسق insanın içine düştüğü manevi çöküş karanlığı, buhran. 

Bildiğimiz gerçek anlamıyla gecenin karanlığı kastedilseydi eğerمن شر الليل şeklinde olması gerekirdi.  

من شر غاسق ifadesi insanı çökerten umutsuzluklar ,çaresizliklerdir. İçinden ne çıkacağı belli olmayan cahili karanlıklar. Cehaletten Kurtuluş kişinin kendi kendine yapacağı bir şey değildir. Ancak sahici bilgiyle, vahiy ile mümkün olur.  

Cehalet; bir konuda yapılması gerekenin ya da hakkın tersini yapmaktır. Söylenmemesi gereken, yapılmaması gereken şeyleri yapmaktır. Bugün hepimizde var olan ölüm, fakirlik, acı, açlık, kaybetme gibi korkularda bu tür korkulardır.  

Gerçek manası ile düşünürsek zifiri karanlığın şerrini; gece insanın dinlenmesi için faydasını yaratılmıştır ancak insan bu güzel nimeti karanlık işlerle şer o dağına dönüştürür. Karanlık işleri geceyi kullanarak yapar. Vurgunlar, ihtilaller, savaşlar... hep gece başlatılır. 

 

4)و من شر النّفّاثات فى العقد  

Düğümlere üfleyenlerin şerrinden;  

عقد düğüm manası yanında akit, yemin anlamındadır.  

 نفاثات ise küçük tükürük tükürmektir. 

 Ayetin indiği dönemde büyüler, sihirler, cinlere sığınma safhadaydı. Bu büyüleri bilenler üzerlerinde baskı hissederek yapılan telkinlerle psikolojik olarak kendilerini büyülenmiş hissederlerdi.  

Ayette bu işi yapanların şerrinden sığının diyor. Bu işin yaptığı etkiden Allah'a sığının demiyor çünkü hiçbir büyünün ,büyücünün Allah'ın gücü yanında hiçbir etkisi olamaz. 

فعّال  vezni mübalağalı ismi fail ve ismi mensubiyet sigası gereği bir işin uzmanı olmuş o işe mensup kişi kalıbıdir..   

Yaralayan جرّاح  

Arkadan çekiştiren همّاز 

 ayetle ilgili 3 yorumdan bahsedilebilir:  

1 .Yorum: Gerçekten büyünün, sihrin etkisinde kalmak. Kişi eğer büyüye inanırsa bu atılan telkinlerin, düğümlerin psikolojik havasından etkilenirse bu onun hayatında olumsuzluklar oluşturur. Büyünün gücü büyüye inanan insanın ona yaptığı güç transferiyle olur. Yani o kişinin böyle bir güce sahip olduğuna olan inancınızla ona güç transferi yapınca zaman da o gücün etkisinde kalırsınız ve onun esiri olursunuz.  

2.    Yorum: 

نفث kuru üfürmek değil de, tükürükle hafif ıslatılarak çözülen düğümü ifade eder. 

Büyü yapmak için düğümü bağlarken böyle bir üfürmeden bahsedilmez ancak düğümü çözerken böyle bir ıslatma işleminden bahsedilir. Ukad düğüm olabildiği gibi aynı zamanda antlaşmadır ,sözleşmedir. Evlilik akti ,alışveriş akdi, devletler arası saldırmazlık akdi gibi. 

 Bu ayette insanlar arasında yapılan bu tür sözleşmeleri bozanların şerrinden sığınmayı ifade ediyor olabilir mesela bir şirket ortaklarından biri sözleşmeye tükürmesi demek ona ihanet etmesidir onu bozmasıdır. Mesela Medine ve vesikasında böyle bir ihanet söz konusuydu.  

Bir şeyin içine tükürmek deyimi ;onu işe yaramaz hale getirmek bozmak anlamına gelir. 

Bu bir ihanet olduğu için bundan haberdar olmamız söz konusu olmayabilir. Bizim haricimizde geliştiği için buna gücümüz olmayabilir. Sözleşme yapmış ama arkadan sözleşmeye ihanet edenlerin şerrinden Allah'a sığınılır.  

3 .Yorum: 

 bu düğümler insanın içine atılan kördüğümler olabilir (çözülmesi imkansız sorunlar.) 

 Duygu ve düşünce dünyamıza aklın sağlıklı bağ kurmasına engel teşkil eden kördüğümler atılır. Bunlar Umut tacirleri, kurtarıcı din tüccarı trolleridir. Asılsız, kuruntu, vehimden ibaret kitlelere Cennet vaadi ile etkisi altına alan uydurulmuş din düğümleridir. Sağlıklı aklın bağ kurup düşünmesini engeldir. Bugün basın yayın organları akıllara üfleyen mesajlar gönderir.  

5)و من شر حاسد اذا حسد 

Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden;  

Ayette şer fiile affedilmiş. Haset fiile geçince tehlikelidir. Haset kıskançlık gibi duygular fıtrattandır ancak kontrol edemediğimiz zaman şer haline dönüşür. Kabil habil'i hasetten öldürdü. Yusuf'u kardeşleri hasetten dolayı kuyuya attı.  

Hased düşmanlık, Servet, Kibir, hayranlık, amaca ulaşamamak, mevki gibi değişik sebepler yüzünden insan başkasının ayağını kaydırmak ister. İftira atar, fiziki zarar verir, şantaj yapar.... 

Bu tür planlar gizli yapılan planlardır gücümüzün yetmediği şeylerden her şeyi bilen Allah'a sığınarak yardım isteriz.  

Veya haset duygularımızı kabardığı zaman onları kontrol altında tutmayı gıptaya, imrenmeye dönüştürebilmeliyiz. Çalışkan, becerikli, üretken insana haset edip ayağını kaydırmaya değil de gıpta edip onun gibi olmaya çalışmak en doğru olandır.  

Felak suresi bizi etkileyen dış şerlerle ilgilidir.  

NAS SURESİ 

Nas suresi tek şer kuvvetten Allah'ın 3 sıfatına sığınma var. (min şerri vesvasi hannas'tan) 

1)Rabbe sığınma: terbiye eden, ıslah edene. 

2) Melike sığınma: kral, yönetici, mülk sahibine. Mülkün sahibi ise istediği gibi tasarruf yetkisi de onundur. Merik sıfatı İslam'ın ilk dönemlerinde Allah'ın sıfatına hürmeten kullanılmadı emevilerden sonra hükümdarlar için bu unvan kullanılmaya başlandı.  

3) İlah olana sığınma; musibetlerden koruyan, ihtiyaçları gideren, işlenen amelin karşılığını veren varlıktır.  

İlahi terbiye vahiy kabul etmemizi bunu kabul ettiğimizde ilahi yönlendirmeye yani onun hükümranlığını kabule bizi götürecek. Hükümranlığını kabul ettiğimiz zat da bizim için mabut olmuş olur.  

Bir kimse ilahi terbiyeye girerse onun melikliğini kabul etmiş olur ve ondan başkasına ilahlık yakıştırmaz. Böyle olunca da Rab, Melik, ilah olan Allah dışındaki tüm sığınılan varlıklar etkisiz hale gelir. Sığınılan tek merci o olmuş olur.  

Cahiliye insanı korkulu ve sıkıntılı zamanlarında dua edip yardıma çağırdıkları cinler, melekler, ulvileştirdikleri evliyalar, ölen şahıslardan yardım talepleri tek merci'ye bağlanınca Allah'a sığınılmış olur.  

Cahiliye insanı ilah edindikleri putların onları işittiklerini ve yardım edecekleri güçte olduklarına ilah edinmenin şirke götürüşü budur. İster ölü ister mezarı yatır, taş Her neyse bunlardan yardım istemek, okul başarısı için, evlilik için, cennete girmek için.... Türü talepler için böyle yerlere gitmek onları ilah edinmek olur.  

4)من شر وسواس خناس 

Hannas خناسpusuya yatan demektir . 

İnsanın bilinç altındaki vesveseler, korku, evhamlarının bilinç üstünün pasifliği sırasında ortaya çıkması ve insanı yönetmesi, esir almasıdır. Bilinçüstü sağlam olursa eğer bilinçaltındaki korkularımız bizi etkileyemez. Bu korkular gerek bizim bilinçaltımızdan kaynaklı olabilir dışarıdan kaynaklı korkularda olabilir. Bütün içerden ve dışarıdan kaynaklı korkulardan Allah'a sığınilir . 

SON