HZ. MUSA’NIN GENÇLİK DÖNEMİ
Hz
Musa’nın gençliği Kasas suresi14-22 arası ayetlerde anlatılmaktadır.
Gençlik
kavramı farsça kökenli olup lügatta “ hazine,define “ demektir. Çünkü gençlik
döneminde insanda geniş hayal gücü ,cesaret ve macera isteği üst seviyededir.
Zindelik, kuvvet ve enerji açısından en önemli devredir. Hayatın karışık ve
fırtınalı olduğu devrelerin en üst seviyesindeki zaman dilimidir. Hayata dair
tecrübeler edinme, yeni ve sağlıklı ilişkiler kurma, bireydeki saklı
kabiliyetlerin ortaya çıktığı dönemdir.
Kur'an'da ideal gençlerden bahseder . Hz İbrahim'in
teslimiyeti, ashab-ı kehf'in iman mücadelesi, hz Yusuf'un hayası, hz Meryem'in
iffeti, hz Musa'nın cesareti bize örnek
olarak anlatılır. Kur'an'da genç kavramı فتى،غلام،بلغ
اشدّ gibi kelimelerle ifade edilir.
Bu
gençlerden zalim düzene karşı fıtri bir adalet refleksiyle hareket eden ve bu
cesaretini nefis terbiyesi ile olgunlaştıran Hz Musa'nın ahlakını okuyacağız.
Genç Musa'nın mücadelesini, Kur'an’ın övdüğü numune-i imtisal olan ahlakını
okuyup izlerini süreceğiz.
·
Hz Musa nasıl bir toplumda iman mücadelesi vermiştir?
Mısır'da
zulüm sistemine dayalı bir yönetim vardı. Firavun kendisini ilahlaştırmış,
toplumunu gruplara ayırmış ve kendisine itaati kabullendirmiştir. İsrail
oğullarına her türlü zulmü yapıyor, onları sömürüyor ve kıptîlerin kölesi
durumuna getirmiştir. Allahu Teala da bu zulmü bitirmek, ezilenleri yeryüzünün
güç sahipleri haline getirmek istiyordu. Kasas 5 .ayette şöyle buyurmaktadır:
28.5: Biz ise,
istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler
yapalım ve onları varisler kılalım. (Diyanet Meali)
Hz Musa böyle bir
toplumda zulmü kırmakla beraber zihinsel köleliği de ortadan kaldırmakla
görevlendirilmiştir.
Hazreti
Musa’nın Firavun'un sarayında
yetişmesi sarayın pek çok nimetlerinden
istifade etmesini sağlamıştır.şöyleki:
•
Aristokrat çevrede yetişmesi onu
ayrıcalıklı kılsa da vahyin etkisiyle
tevazu sahibi kalmıştır.
•
Eğitim ve bilgi yönünden saray
eğitimi almış olması onu yüksek bilgi ve donanıma ulaştırmıştır.
•
Liderlik ,devlet yönetimi gibi
alanlarda tecrübe kazanmıştır.
•
Saray ortamı ona özgüven ve saray
erkanına hitap etme kabiliyeti kazandırmıştır.
•
Hem İsrail oğullarına hem de
Mısırlıları tanıyarak toplum psikolojisine hakim olmuştur.
Sarayda
yetişse de kendi ailesinin eğitim ve
gözetiminde büyümüştür. Sarayda ama sarayın kirinden, entrikasından,
zulümlerinden kendi annesi , ablası ve ailesi vasıtasıyla korunmuştur.
Ailesinin yanında tevhidi öğreniyor, ahlakını ailesi şekillendiriyordu. Aynı
zamanda İsrail oğulları ile kıptiler arasındaki sosyal ayrımcılığın bilincindeydi.
Kasas suresi 14-22 arası ayetlerde
Hz Musa'nın gençlik dönemi kıssasını işleyelim: Kasas Suresi.14
28.14: Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp
gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri
böyle mükâfatlandırırız. (Diyanet Meali)
Gençlik dönemi ile ilgili kıssanın anlatıldığı
ayetlerde yaşınn kaç olduğunu bu ayetten anlamamız mümkün müdür?
“ Olgunluğa ulaşıp gelişimini tam olarak
tamamladı.”
(ولما بلغ اشده واستوى) İfadesi fiziksel, akli ve
ruhi olgunluğu ifade eder.
Vesteva kelimesi tüm kuvvelerin en üst
sınırı, olgunluğun da zirve hali demektir.
“ ولما بلغ اشده اتيناه حكما و
علما Yusuf 21 ‘de:”
“ Yusuf olgunluğa
ulaştığında ona hüküm ve ilim verdik.”
(Yusuf zindana
girmeden önceki gençlik dönemini ifade etmektedir. Bu ayette vesteva kelimesi
geçmemektedir.)
Kuvvelerine göre
yaşların zirve hali:
Fiziksel olgunluk
23
Akli olgunluk 33
Ruhi olgunluk 40
Ahkaf 15. Ayette بلغ اشد kelimesinin 40 yaş
olduğunu söylemektedir.
Ahkaf Suresi.15
وَوَصَّيْنَا
الِْْنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ احِْسَانًا حَمَلَتْهُ امُُّهُ كُرْهًا
وَوَضَعتَْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثلَٰثوُنَ شَهْرًا حَتىّٰ اذَِا بلغ اشده و بلغ اربعين
سنة قَالَ رَ بِ اوَْزِعْنٖى انَْ اشَْكُ رَ نِعْمَتكََ الَّتٖى انَْعَمْتَ عَ لَیَّ
وَعَلٰى وَالِدَ یَّ وَانَْ اعَْمَلَ
صَالِحًا ترَْ ضٰيهُ وَاصَْلِحْ
لٖى فٖى ذ رُِيَّتٖى اِنٖ ى
تبُْتُ اِلَيْكَ
وَاِنٖ ى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ ﴿١٥-٤٦﴾؛
46.15: Biz, insana
anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı
ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi
(toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına
varınca şöyle der: 'Bana ve anne babama verdiğin
nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et.
Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana
teslim olanlardanım.' (Diyanet Meali)
Hazreti Musa'nın
gençlik dönemi ile alakalı kıssası anlatılırken yaşının maksimum 40 olduğunu
söyleyebiliriz.
·
Yetişkin, olgun biri olduğunda
kendisine hüküm ve ilim verildi. Henüz peygamber değilken kendisine verildiği
söylenilen hüküm ve ilim nedir?
·
Hükmün ilimden önce gelme sebebini
nasıl açıklayabiliriz?
Öncelikle
hüküm ve hikmet kelimelerinin lügattaki anlamlarını ve klasik müfessirlerin tefsirlerinde bu iki
kelimenin fark vurgusunu anlamaya çalışalım.
Ragıp el İsfahani
lisanul Arap lügatında “hikmetin bilgi de isabet , hükmün ise bilginin sonucu
olan doğru karara tabi olmak “ olduğunu ifade etmiştir.
Hikmet teorik (nazarı) bilgi
, idrak ve kavrayış ; hüküm ise elde edilen bilginin ameli (pratik) yönüdür.
Karar ve eylem boyutu olan bir yetkinliktir yani bilginin uygulama haline
gelmesidir.
Fahrettin er Razi
hikmet, bilginin doğruluğuna , hüküm ise fiilin doğruluğuna delalet ettiğini
söyler.
İbni Kayyum ise
hikmet adaleti idrak edip doğruyu görmek hüküm ise adaletle davranma melekesi
olduğunu söylemektedir.
Kelimenin
bu anlamlarından hareketle Musa'ya verildiği söylenen hüküm Kasas 15. ayette
anlatılan yanlışlıkla bir kıptinin
ölümüne sebep olması sonucunda yapmış olduğu davranışı sorgulaması ve bundan
dersler çıkarıp zulmü ve mazlumu ayırt etmesi, gücünü kontrol ederek temkinli
davranması ,yaşadığı olaydan çıkardığı dersler bir nevi hükümdür.
Neden hüküm ilimden önce gelmiştir, sorusuna şöyle cevap verebiliriz: Hüküm
hikmetten elde edilen doğru ahlak,adaletli davranıştır .Sonra bilgi ve vahiy
gelirse o ilim fayda verir .
Kur'an'da sapmış kavimlerin çoğu için”
bilenlerdir “diyor. Bilenler olmalarına rağmen davranış bozuklugu söz
konusudur. Hüküm önce gelmezse ilim faydasız ve zararlı olur. Önce kapasite ve
ahlaki istikamet arttırılmalı sonra bunu destekleyecek ilim gelirse o ilim
güzel olur ve güzel olan her şeye yön verir. Aksi takdirde bilgiyi taşıyamayan
nefis azgınlaşır, firavunlaşır.
Müddessir suresinde
• önce kalbi arındır Sonra öğret
Bakara 282 de
de • Allah'tan sakının Allah size
öğretsin diyor.
Görüyoruz ki
Kur'an'ın eğitiminde önce ameli olgunluk arkasında ilmi destek var. Eğer böyle
olmazsa yani ahlaksız ilim firavunlar , Ebu lehebler üretir.
Kasas suresi 14. ayet “muhsinleri biz böyle ödüllendiririz.” şeklinde bitmektedir. Burada ki
muhsinler dediği kimdir?
Ayetin bağlamına
baktığımız zaman güzel davranışlar gösteren kişinin Musa'yı büyüten anne ve
diğer eğitimcilerini de kapsadığını görüyoruz. Ne yaptığının farkında olan bir
annenin çocuğunun karakter gelişimindeki etkisi büyüktür. çocuğun annesiyle
kurduğu duygusal yakınlık ve iman bağı ile erken yaşlarda güçlü bir karakterin
temelleri atılmış olur. Musa'nın firavun'un sistemine karşı mesafeli
davranması, teslimiyet göstermemesi kalbinin imanla dolu olduğunu gösterir.
Muhsinlerden olan bir anneye muhsinlerden olan bir evlat verilerek
ödüllendiriliyor.
Peygamberlik tahsil
ile elde edilebilen bir meslek değildir. Cenabı Hak kimde Üstün yetenekler,
aklen ve ruhen olgunlukla beraber sebeplere göre güzel davranışlarda bulunup
istikamet üzere bulunanları
peygamberlikle ödüllendiriyor. Hz Musa doğru davranışlar, doğru
adımlarla örneklik teşkil ederek kemal yetiler kazanmış ve peygamber
seçilmiştir. Dolayısıyla peygamberliğin bir kısmı vehbi iken bir kısmı da kesbî
(kazanilan) ‘dir. Hatta bu sürecin hak etme ile başladığını ardından ise
Allah'ın yardımlarının geldiğini görüyoruz. Hz Musa'nın hayatına yön veren ilk
etapta annesidir. Annesinin takdire şayan davranışları Allah'ın yardımı ile
ödüllendiriliyor.
Aynı zamanda bu
ayet iyiliği, güzelliği, yararlı olmayı kendine şiar edinen, tevhid
mücadelesini her
durumda sürdüren şuurlu müminlerin, dava erlerinin de muhsinler’den olmasını
müjdeliyor.
Kasas Suresi 15
“Mûsâ, halkın
habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri
düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına
karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ,
'Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır “dedi.
(Diyanet Meali)
Şehre giriyor
ifadesinde )د خل المدينة ) yönelme vardır. Sanki
kendisi şehrin dışında bir yerde yaşıyor izlenimini veriyor. Bu açıdan
baktığımızda ayetin tarihsel bilgi verdiği de anlaşılıyor. Arkeolojik ve tarihsel verilere göre firavun
saraylarının genellikle şehir dışında, mimari ve siyasi açıdan izole alanlarda
inşa edildiğini göstermektedir. Sarayların şehir dışında imar edilme
gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz:
•
Güvenlik açısından:
Ø Halktan izole olması sarayın korunmasını kolaylaştırır
Ø Olası ayaklanma veya saldırıda şehir karışsa bile saray savunmada
kalır.
Ø Etrafı surlarla çevrilip kontrolü kolay sağlanır.
•
Siyasi güç açısından:
Ø Şehir dışındaki yapılar halktan farklı ve ulaşılmaz gücü simgeler.
Ø Hükümdarın ilah ya da tanrısal konumda olduğu algısını verir.
•
Lüks ve mekansal ihtiyaçlar
açısından:
Ø Saraylar büyük bahçeler, av alanları, hizmetkar yerleşkeleri,
tapınaklar gibi geniş yapılara ihtiyaç duyduğu için şehir dışı yerleşkeleri
daha uygundur.
•
İdari ve dini açıdan:
Ø Antik Mısır gibi toplumlarda saray sadece yönetim değil, aynı zamanda
dini bir merkezdir. Şehirden ayrılarak kutsallık atfedilirdi.
•
Sosyal hiyerarşi açısından:
Ø Elit sınıf ile sıradan halkın günlük yaşamı ayrıştırılırdı.
•
Doğal kaynaklara yakınlık açısından:
Ø Nil gibi su kaynaklarına yakın ama sen riski az olan bölgeler tercih
edilirdi.
Ayet hangi vakitte
girdiğini niye bize söyler? Bunun ne önemi vardır?
Herkesin gaflette
olduğu bir zamanda ifadesi hakkında müfessirler pek
çok şey söylemişlerdir:
Hz. Musa henüz
peygamber değil ama bir davası var. Bu gaflet zamanı herkesin uykuda,rehavette
olduğu bedensel bir gaflet zamanıdır diyenler çoğunluktadır.
Herkesin dünyevi
ihtiraslarla oyalandığı zulüm ve haksızlıklara karşı duyarsız olduğu
peygamberin gelmediği bir zaman dilimini
kastediyor olması da mümkündür. Kur'an'ın mantığı da bu anlayışı
destekler.
Böyle bir toplumun
içinde Musa uyanık yani gaflette değil. Çünkü onun bir
derdi vardı. İsrail oğullarının
yaşadıkları zulümleri , şahsiyetlerini nasıl kaybettiklerini görüyordu.Bu dert
onun gaflete girmesine izin vermiyordu. Firavun'un zulümlerinden onları
kurtarmak istiyordu.
Henüz peygamber
değil ancak annesi onu büyütürken ezilmekte olan kavmi ile ilgili gereken
bilgileri vererek onu işledi. İsrailoğulları'nın nasıl köleleştirildiğini,
haklarının ellerinden nasıl alındığını, inançlarına engel olduklarını anlatmış
taraf bilinci vermiştir. Mesele etnik köken bilinci vermek değil ülkenin
sorunları meselesidir.
O halde bir
eğitimcinin verebileceği en önemli bilinç düşmanını tanıtmaktır. Taraf bilinci
kendi adamını korumak değil haklıdan yana olma bilincidir.
Musa firavun’un
sarayında büyütülmüş ama firavunun adamı haline getirilememiştir. Firavunun sarayında
ona kazandırılan ekstra yetkinlikler
onları kendi lehine kullanabileceği donanımlar haline getirmiştir.
Osmanlı'da jön
Türkler meselesi vardı. Bizim çocuklarımızı bizim iyiliğimiz, göz aydınlığımız
için devletimizin parası ile batıya
gönderdik. Onların eğitimine çocuklarımızı bıraktık. Maksat onların eğitimini
alsın, gelişsin, kültürlensin ve medeni toplum olmanın, sanayinin, teknolojinin
yolunu öğrensin. Çocuklarımız gittiler onların değerlerini aldılar ama akademik
yetkinlikler kazanmadılar. Batının ideolojilerini, itikatlarını aldılar. Kendi
dinlerinin, gelenek göreneklerinin, dillerinin düşmanı olarak döndüler. Onların
safında eğitilip bize zarar verdiler. Osmanlı'yı kurtarmak istediler ancak
ayrılıkçı hareketlerle toplumsal yapıyı çöktürdüler. Çocuklarımızı nerede,
kimin eğittiği önemlidir.
Popüleritesine ,
başarılarına bakarak gönderdiğimizde başarılar elde edebilir ama bizden olmayan
bize düşman biri olarak geri dönebilir.
Musa firavun’un
sarayında böyle yetişmesin diye cenab-ı Allah onu annesinin, ailesinin elinde
yetiştirdi.
Ayeti işlemeye
devam edelim:
Birbirlerini öldüresiye döven iki
adam buluyor
(فوجد
فيها رجلين يقتتلان )
Birisi kendi şiasından öteki düşmanı
tarafından. Kendi taraftarı olan kendisinden yardım istiyor.
Ayette وجد (buldu ) fiili
kullanılmıştır. رأى (gördü) gibi fiillerde kullanabilirdi. وجد kullanılmasında bir incelik var mıdır?
Vecede kelimesi
planlanmamış, rastgele bir karşılaşmayı ifade etse de Hz Musa gözlem ve
durumsal farkındalık için zaman zaman dolaştığı ve bu tür haksızlıklarla
karşılaştığını bu kelimeyi kullanmasındaki bir incelik olarak anlayabiliriz.
Zaten ayeti kerimenin وجد رجلين يقتتلان ifadesinde fiilin muzari (geniş zaman )
kullanımı da bu tür haksızlıkların toplum içinde tekrarlandığını gösterir.
Hz. Musa gençlik yıllarından
itibaren haksızlık ve zulme karşı duyarlılığı gelişmiş özellikle İsrail
oğullarının uğradığı zulümlere karşı vicdanen rahatsızlık duyan bir
karakterdir. Bu nedenle de şehirde tek başına dolaşması rastgele bir gezinti
değil bir nevi vicdani sorumlulukla yapılan bir teftiş olduğunu söyleyebiliriz.
Kendi kavminin adil olmayan bir sistemde ezildiğini biliyordu bu yük de onu
gizli bir gözlemci yapmıştı. وجد
fiilinin kullanılması da Musa'nın bu tarz zulüm olaylarına aşina
olduğunu , bu olayın da sürecin bir devamı olduğunu gösterir. Dolayısıyla
ayetten Musa a.s ‘ın sosyal olaylara
duyarlılığını, aktif gözlemciliğini ve zulme karşı arayış içinde olduğunu
söyleyebiliriz.
Hz. Musa'nın arka çıktığı
israiloğulları'nın Mısır toplumu içerisinde nasıl bir kimliğe sahiptirler?
İsrailoğulları Yusuf a.s ‘ın
öğrettiği inancın mensuplarıdır. Yusuf a.s ‘dan sonra inançları ve fıtratları
bozulmuş da olsa temellerinde tevhid bilincine ait eğilim mevcuttur. Bu nedenle
firavunun inancına sahip değiller. Ancak ezilen toplumlar kendilerini ezan
sistemin zihniyetini zamanla içselleştirirler. Ezilmek çoğu zaman hayranlık ve
itaat üretir. Firavundan korkmaları , gücüne hayran olmaları onları
köleleştirmiştir. Hz Musa böyle bir toplumda sadece zulmü kırmak değil,
zihinsel köleliği de yok etmekle görevlendirilecektir.
Firavun’un amacı İsrail
oğullarının bedenlerini nasıl köle haline getirmişse kalplerini de kendisine
köle haline getirmekti. İdeolojik üstünlük taşıyan toplumlar kendi sistemlerine
entegre olmayanları ,dinlerine girmeyenleri kabul etmezler. Sınıfsal ve ideolojik
yönden kendilerini Üstün gören toplumlar karşı tarafı sürekli bastırarak,
aşağıda tutarak kendilerine hayran bırakarak itaat ettirirler.
Hz Musa kendisinden yardım isteyen
kendi taraftarına sorgulamadan arka
çıkıp, mısırlı'ya yumruk atarak ölümüne sebep oluyor?
Toplumda israiloğulları'nın
yaşadığı zulmü bilen biri olarak kavminden birinin yardım istemesi onun zulüm
gördüğünü düşündürmüştür. Yani Adalet duygusuyla refleksif bir tavır
göstermiştir. Aslında amacı onu öldürmek değildi. وكز kelimesi öldürmeye
yönelik olmayan vücudun belirli bir yeri ile yapılan ani vurmayı, parmak
uçlarıyla itmek şeklinde Arap lügatlarında
tanımlanmıştır.
Hayati tehlike içeren bir
anda çaresizce yardım çığlığına karşılık ( استغاث imdat dilemek ) Musa'ya hemen müdahale et baskısı oluşuyor ve
refleksle gücünü kullanıyor. Musa'nın hızla yardıma koşması, aceleci kimliği adalet zaafı ile birleşince
Allah'ın onu eğiteceği yeni bir süreç başlamış oluyor.
Ayette “kendi şiasından olan
düşmanına karşı ondan yardım istedi “ifadesinde kendi taraftarına “Şia'sı”
derken düşmanına şiasından olan dememesinin sebebi ne olabilir?
Şia شيعة kelimesi aynı düşünceyi, aynı davayı
paylaşan, sırtını dayadığın ,dayanıştığın sosyal bağ olan gruptur.
Düşman kavim ifadesini kullanmaması “suçun
şahsiliği” prensibine dayandırmak içindir. Suç bireyseldir topluma mal edilmez.
Toplum değil , problemli davranış hedef alınmalı. Toplumun içinde iyiler de
olabilir hatta iyi bildiklerimizin içinde kötüler de olabilir. “ Bizim
taraftakiler hep iyi “ düşüncesini eleştiriyor .
Olayın ardından
Musa a.s direkt kendini eleştiriyor. Öyle bir yetişti ki yaptığı hatayı, kusuru
bahaneler üreterek kendini aklamıyor. Şöyle bahaneler üretebilirdi:
•
Kıpti zaten hak etmişti. Allah da
onu öldürmek istedi o da benim elimle gerçekleşti.
•
Kıptiler o kadar cana kıydı ben
birini öldürdüm çok mu?
•
Adamın zaten eceli gelmişti o da
benim elimde oldu.
•
Düşmana ne kadar zarar versek
kardır. Neticede zalimin taraftarı birini öldürdüm....
Hiçbir
bahaneye sığınmadı. Kendisi ile yüzleşerek Allah’ın razı olduğu bir tavır
sergiledi.” Bu şeytanın amelidir “ dedi ve bağışlanma diledi.
Kendi yaptığı davranışa” bu şeytanın amelidir” şeklinde neden
nitelemiştir?
Hata
ve kusurlarımızda müslümanca duruşu bize anlatır. Kendi nefsinin dürtülerini
şeytani dürtüler olarak adlandırarak içsel bir öz eleştiri yapıyor. Herkesin
içinde hayır ve şer tarafı vardır.
Hayırlar Allah'a , şerler şeytana izafe edilir. Hazreti Musa bir olay işledi ve
netice bakımından şerre sebebiyet verince onu şeytanın ameli olarak düşündü.
16. ayette :“ Rabbim kendime zulmettim beni bağışla” ifadesi suçu şeytana atmadan kendi
nefsine yöneldiğini ve nefsani güdülerin şeytandan olduğunu anlatır. Sonraki
adımında ise arınmanın Allah'a sığınarak
tövbe ile mümkün olacağını ifade ediyor.
Hz. Musa'nın
haksızlığa uğradığını düşündüğü bir adamı savunarak, kendi konumunu riske
atıyor. Kendini değil mazlumu öne almasında Kur'an'ın çok övdüğü ÎSAR ahlakına
sahip olduğunu da görüyoruz.
ÎSAR , kişinin kendi ihtiyacı varken bile başkasını kendisine tercih
etmesidir. Onun iyiliğini kendi rahatına, kendi menfaatine ya da ihtiyacına
üstün tutmasıdır.
Kur'an îsar ahlakını
Haşr suresi 9 ayette şöyle açıklar:
“ Onlar, kendileri
zaruret içinde bulunsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler.” Musa a.s ‘ın
bu ahlakını ikinci kez Medyen ‘e giderken hayvanlarını sulamak isteyen iki
kadına yardım etmesinde görüyoruz. Kendisi yorgun, aç, parasız, işsiz ve her
şeye muhtaç olduğu bir durumda onların hayvanlarını suluyor ve hiçbir şey talep
etmiyor. Üçüncü olarak da Medyen
dönüşü havanın soğuk olduğu bir gecede ailesi için ateş bulmak için konforunu
,güvenliğini geri plana itip onların ihtiyacını öncelemesinde de bu ahlakı
görüyoruz. Bu davranışlar ihlaslı olmanın tezahürleridir.
İhlaslı olmak Kur'an'da şöyle anlatılır:
İnsan suresi 9:
“ Biz sizi sadece Allah rızası için
doyuruyoruz derler. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.”
Hz Musa'nın gençliği ile ilgili ayetlerimize devam edelim.
Kasas Suresi.16
28.16: Mûsâ, 'Rabbim! Şüphesiz ben
nefsime zulmettim. Beni affet' dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet
Meali)
Hz Musa, Hz Adem'in
metodunu takip ediyor. Tövbenin birinci şartı bağışlanma dilemek, yaptığı şeye
mazeret bulmaya kalkışmamaktır.
Bağışlanma talebinin, ahiret
boyutunun yanında dünyevi boyutu var mıdır?
Ğafera غف ر
zarar görmesin diye bir şeyi koruma altına almak demektir.
Hz Musa ilahi bağışlanmayı
talep ederken aynı zamanda ilahi korumayı talep etmiştir. Yani “bunu firavundan
gizle ona ulaşmasına fırsat verme .” talebidir.
Allah'ın Hz Musa'yı
bağışlaması, onun yalnızca manevi temizlenmesini değil gelecekteki büyük
görevler için de onu koruma altına aldığını ve ona yeni kapılar açarak da
koruduğunu görüyoruz. O halde غفر
(bağışlanma talebi) hem ahiret hayatı hem dünya hayatı için Allah'tan
korunma talep etmektir.
Musa (a.s )‘ın Firavuna
olay yansımadan Medyene doğru güvenli kaçışı gerçekleşmiştir. Orada barınacak
yer , bir mürşit bulması, evlenecek yuvaya sahip olması Cenabı Allah'ın onu
mağfiretinin dünyevi karşılıklarıdır.
Kasas Suresi.17
28.17: 'Rabbim! Bana verdiğin
nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım' dedi.
(Diyanet Meali)
‘’Bana verdiğin nimetlerden sözü’’ ile neyi kastediyor?
Bu nimetlerin içine pek çok
şey girer. Öncelikle Musa'nın yaşamış olduğu bu olayın firavun tarafından
kullanılmasına fırsat verilmeden güvenli bir şekilde Medyene yönelmesi ilahi
nimettir. Yapmış olduğu duasının akabinde dünyada hatasını örttüğü ve bu sebepten
dolayı yargılanmadan çıkabilmesi öncelikli olarak akla gelebilecek en büyük
nimettir.
Allahü Teala kulunu sadece
manevi anlamda ahiret boyutuyla değil dünyevi tehditlerden de koruyabileceğini
ve onun için yollar açabileceğini dünyevi nimetler olarak düşünebiliriz.
Hz. Musa'nın kastettiği
nimetlerden kastı Allahu Teala'nın kendisine vermiş olduğu güç de olabilir.
Kıpti'yi bir vuruşta öldürecek kadar güçlüydü. Ancak bu gücü ölçüsüz ya da aceleci bir şekilde kullandığı için
hatasının farkına vardı ve bu nimeti suistimal etmeyeceğine, asla zalimlere
destek vermeyeceğine, yanlış yerde kullanmayacağına dair söz vermesinden de
anlaşılmaktadır.
Bu ayet bizlere her nimetin
sorumluluk gerektirdiğini , yanlış yerde zayi edilmemesi gerektiğini
anlatır.
•
Her nimet bir imkan aynı zamanda bir
sınavdır. Güç, bilgi, makam... gibi nimetler zulme değil, adalet ve hayra
hizmet için kullanılmalıdır.
•
Nimete şükür onu gerektiği yerde ve
zamanda kullanmaktır.
Kasas Suresi.18 :
28.18: Korkarak,
etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım
isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, 'Belli ki sen
azgın bir kimsesin' dedi. (Diyanet Meali)
Hz. Musa bu olaydan
sonra saraya gidememiş .Eğer olay duyulursa ailesini riske atmak için evine de gidememiştir. Geceyi dışarıda
korku içinde etrafı gözetleyerek geçirmiştir.
Hz. Musa Firavun'un
evlatlığı olarak sarayda büyümüştür. Firavun istese Musa'nın yanında yer alarak
olayı kapatabilirdi. Musa'nın bu olay sebebiyle evine gitmemesinden firavuna
karşı güvensizlik ve korkularının olduğunu anlıyoruz. Bunun çok çeşitli
sebepleri olabilir:
•
Musa henüz peygamber olmadan önce
de saray düzenini tehdit ediyordu.
Musa tevhid, adalet, özgürlük ve zulme karşı
duruş bilincini temsil ediyordu. Firavun ise şirk ve ilahlık iddiasında bulunup
,kölelik düzeni ve halkı küçük görme bilincine sahipti.
• İsrail oğullarına taraf çıkması köle sisteminin çöküşü demekti. Bu
durum firavun için tehdit oluşturuyordu.
Hz. Musa artık dini, siyasi ve toplumsal
sisteme meydan okuyan biriydi.
Firavun'un evlatlığı bile olsa böyle bir figürü koruması kendi iktidarını ve
ideolojisini inkar etmek anlamına gelirdi. Bu yüzden kişisel bağ, ideolojik
çatışma karşısında silik kalmıştır. Bu gibi sebeplerle firavun, Musa'yı feda
etmeye razı oldu. Zalim sistemlerde kişisel bağlar değil, rejimin bekası esas
alınır. Hakikati temsil edenler, en yakınları tarafından bile terk
edilebilirler. Aynı evde büyümek aynı yolda yürümek anlamına gelmez.
Ayetin devamı
“Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen adam yine ondan yardım
istiyor. Musa ona: sen bir azgınsın.” dedi. غوى kelimesinin anlamı “deve
yavrusunun süt içip midesini bozması” demektir.Hz Musa'nın aynı adama“ غ ويّ “ demesi bu kelimenin kök anlamından hareketle bu kimsenin masum görünüp aslında
dünya menfaatleri karşısındaki doyumsuzluğun kendisini sürüklediği durumunu
anlatıyor. Bu adamın masum bir mağdur olmadığını fitne çıkaran, sorumsuz , dünyaperest ve menfaatperest
eğilimleri olduğunu ifade ediyor.
Ayette
anlatılan bu kimlik üzerinden bir analiz yapalım:
•
Sürekli sorun çıkaran: adam iki
gün üst üste kavga içinde .Bu durum onun ya fevri bir karaktere sahip olduğunu
ya da toplum içinde sorun çözmek yerine sürekli kışkırtan rolde olduğunu
gösterir.
•
Kurban rolünü kullanan manipülatif
bir kimlik: ilk gün Musa'yı yardıma çağırıyor. İkinci gün yine yardım istiyor.
Bu durum “sürekli mağdurum” havası yaratarak başkalarını kendine çekmeye
çalışır.
•
Sosyal sorumluluk eksikliği
taşıyan bir kimlik: İsrailoğulları köle konumundadır. Böyle bir durumda
halkının geleceğini düşünmeyip, kişisel kavgalarla toplumsal bilinçten uzak
olduğunu gösterir.
Hz Musa adamın bu tutum ve
davranışlarından tarafsız adalet anlayışını göstererek aynı kavme mensup olsa
da yanlışa yanlış diyor.
Kasas Suresi.19:
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ
28.19: Mûsâ, ikisinin de düşmanı
olan adamı yakalamak isteyince adam, 'Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni
de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun,
arabuluculardan olmak istemiyorsun' dedi. (Diyanet Meali)
Hz. Musa o adamı yakalamak
isteyince adamın söylediği söz maksadını ortaya koyuyor :” Ey Musa! Dün birini
öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun.
Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak
istiyorsun “ diyor. Bu olayın arka planında saray
erkanının bu adam aracılığı ile Hz Musa
‘ya yönelik bir komplo kurmuş olmaları ihtimalini güçlendiriyor. Çünkü bu adam
Hz Musa'ya cebbarlık suçlaması ile diktacı biri gibi gösterip hem halk nezdinde
hem saraydaki konumunu zedelemeye yönelik bir söylem kullanıyor. Bu durum
“otorite altını oyma stratejisi” olabilir. İsrailoğullarından onlarca kişi
varken, aynı kişi 2 gün üst üste tekrar eden durumu bilinçli bir yönlendirme
olma ihtimalini güçlü kılıyor. toplumda bu tür kaypak karakterler hakikat
yolcuları için tehlike oluştururlar. Musa a.s saray erkanının siyasi geleceği
için tehlike arz ettiği için algı savaşı
ile haklıyı haksız ,ıslah ediciyi zorba göstererek onu ortadan kaldırmanın
yoluna gitmişlerdir. Bu tarz komplolar tarih boyunca hep olmuştur ve olmaya da
devam edecektir.
Kasas Suresi.20:
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ
28.20: Şehrin öbür ucundan koşarak
bir adam geldi. 'Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin
durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen
çık. Şüphesiz ben sana
öğüt verenlerdenim' dedi. (Diyanet Meali) Şehrin
öbür ucundan koşarak bir adam geldi :
وجاء رجل من اقصا المدينة Bu ifadeyi “ şehrin ileri gelenlerinden biri
koşarak geldi” şeklinde anlamak daha doğru olur. Eğer şehrin uzak bir yerinden koşarak
gelen bir adam olarak anladığımızda bu kişinin şehrin yöneticilerinden Musa'yı
öldürme kararının çıktığını bilmesi mümkün olmazdı. Bu kişi ancak saray
erkanının ileri gelenlerinden imanını gizleyen veya sağduyulu bir kişi de
olabilir. Bu durum bize zulüm düzeni içinde bile vicdanlı sesler çıkabileceğini
gösterir. Bilgiye sahip olup, susmak yerine cesaretle uyarmak gerçek nasihat ve
ahlaki duruş örneğidir.
Hz Musa'yı uyaran bu adamın kimliğini Kur'an vermez. Ancak Yasin 20 ve
mümin 28 ayetlerinde uyarıda bulunan
kimlikleri görüyoruz.
Hz. Musa'yı öldürme kararı doğrudan Mele
tarafından çıkar.Mele kök anlamı doldurmak demektir. Toplumun gözünü nüfuzları,
güçleri ile dolduran üst katmandır. Krallara firavunlara en yakın kişilerdir.
Firavun'un kararlarını etkileyen, yönlendiren, manipüle edebilen gizli
iktidardır. Firavunun başdanışmanlarıdır. Sistemin her tür ideolojisini ve
düzenini koruyan, planlamalar yapan, danışılan etkili kimselerdir. Musa'nın
saraydaki nüfuzlu konumu kendileri için
tehlike arz etmekteydi. Bu nedenle kendi
çıkarlarını korumaya yönelik bir planlamaya giderek Musa'yı sistemin dışına
çıkarmak için kendi kavminden olan İsrail oğullarından dünya perest birisinin
aracılığı ile ona bir komplo kurarlar. Bu durumu da saray erkanının ileri
gelenlerinden imanlı veya sağduyulu bir
kimse Musa'ya haber verir.
Hz. Musa'nın mücadelesi mevcut firavuni
düzeni yıkıp adil bir toplum kurmaktı. Bu durum firavuna statü olarak en yakın
olanlar için tehlike arz ediyordu. Düzenin yıkılması demek statülerini,
kimliklerini kaybetmeleri demekti. O yüzden tek çare Musa'yı ortadan
kaldırmaktı.
Kasas Suresi.21:
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟
28.21: Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve 'Ey Rabbim!
Beni bu zalim kavimden kurtar' dedi. (Diyanet
Meali)
Havf خوف korkusu henüz
gerçekleşmemiş Bir tehlike veya zarar ihtimaline karşı geleceğe yönelik
tedirgin olmak, korkmaktır.
Dolayısıyla geleceğe karşı
duyulan korku kişiyi tedbirli, dikkatli ve temkinli yapar. Sorumluluk duygusunu
arttırarak kişiyi motive eder. Hz Musa'nın etrafı gözetlemesi işte bu korkunun
yönlendirdiği tedbirdir.
Hz. Musa a.s henüz
peygamber değil ancak mümin bir kimliğe sahiptir. Tehlike anında ilk refleksi
dua ile Allah'a iltica etmek : “beni zalim kavimden kurtar. “diyor. Zulüm
düzenine karşı kurtuluş ancak Allah’ın yardımı ile mümkündür. Hz Musa kendi planını yaparak Allah'a tevekkül etti.
Ø Her zulüm ortamı terk edilmesi gereken bir Mısırdır. Zulmün hakim olduğu
yerde kalmak bazen zulme ortak olmaktır.
Ø Hz Musa'nın bu çıkışı bir hicretin başlangıcıdır. Kasas suresi Hz peygamberin hicretine yakın
onuncu yıllarda Mekke'de indirilmiştir. Hz Musa kıssası üzerinden
Peygamberimize moral verilmekte, ilahi yardımın yaklaştığını hissettirmektedir.
Aynı zamanda Mekke’de baskının arttığı, ekonomik boykot ve Taif’te yaşanan
hayal kırıklığı ardından Müslümanlara psikolojik olarak hicret fikrine de
hazırlamaktadır.
Kasas Suresi.22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي
سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ
28.22: (Şehirden çıkıp) Medyenʼe doğru yöneldiğinde, 'Umarım Rabbim
beni doğru yola iletir' dedi. (Diyanet Meali)
Hz Musa'nın Mısır'dan Medyen’e yönelişi bilinçli bir tercih mi
yoksa rastgele mi çıkıyor ?
Ayette geçen توجه kelimesi bilinçli bir
yönelme , yüzünü çevirmek ,gitmek üzere harekete geçmeye karar vermeyi ifade
eder.
Hz. Musa, saray eğitimi ile
yetiştiği için gerek sosyal gerek ekonomi ,gerek kültürel açısından çeşitli
milletlerle temas halinde bulunmuştur. Bu sebeple Medyen’in Firavun'un
egemenlik sahası dışında kalan dolayısıyla kaçmak için mantıklı bir hedef
olarak düşünüp oraya yönelmiş olabilir.
Medyen tarafına
yöneldiğinde de dua ediyor:” Rabbim umarım beni doğru yola iletir.” gideceği
yeri biliyor idiyse bu duanın anlamı nedir?
Gideceği yeri bilse de
orada ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Yani yön bilinçli ama kader
bilinmiyor. yolculuk sırasında nelerle,
kimlerle karşılaşacağını bilmediği için Allah'tan hayır temenni ediyor. Sonucu
Allah'a havale edederek, O’na olan güvenini yansıtan bir bilinçle dua ediyor.
Bundan sonraki çalışmamızı
“ saraydan çobanlığa” konulu ayetlerle sürdüreceğiz...