KUR'AN'DA S.R.H (ص.ر.خ) KÖKÜNÜN ANLAM ÇERÇEVESİ
Arapçada صرخ
kökü temel olarak:
🔸️Bağırmak, çığlık atmak, feryat etmek
🔸️Yardım istemek/ imdat çağırmak
🔸️Zor durumda çaresiz bağırmak, manalarını taşır.
Çığlıkà صراخ
Yardım edenà مصرِخ
Yardım edilmeyen (çığlık attırılan)à مصرَخ
Lisânü’l Arab'a göre صرخ kökünün temel anlamı: Bağırmak, çığIık atmak,
yüksek ve keskin bir ses çıkarmaktır. Bu ses; acının șiddetinden, korkudan, yardım
istemekten, öfke veya panikten kaynaklanabilir.
İbn Manzûr, kelimenin kök anlamının şiddetli ve keskin bir
ses olduğunu özellikle vurgular.
Râğıb el-isfahânîye göre
صرخ kökünün temel anlamı:
Es-Surah: Şiddetli, yüksek ve acı veren sestir. الصراخ : الصوت الشديد
Yani kökün aslı “keskin ve güçlü feryat” demektir.
Es Surah kelimesi sadece bağırmayı değil, yardım istemeyi de
içine alan bir anlam taşır.
Kelimenin semantik alanı:
1. Şiddetli ses - çığlık
2. Sıkıntı ve çaresizlik sebebiyle bağırmak
3. Yardım çağrısında bulunmak veya buna karşılık vermek
Bu son anlam,
Kur'ân'daki kullanımın esas yönüdür.
Râğıb El-İsfehani,
diğer lügatçilerin aksine "صرخ" kökünü olağan bir yüksek ses değil, insanın iç sıkıntısı ve
acziyeti sebebiyle çıkan bir ses olduğunu vurgular. Bu yönüyle kelimenin
ahlâkî-manevî boyutunu öne çıkarır.
İstiğase (استغاث) kavramında “yardım istemek, imdat talep etmek”
manası vardır. Bu iki kök birbirine yakın görünse de ikisinin semantik alanları
farklıdır.
- Feryat etmek,
çığlık atmak (صرخ) à
Temel anlamı şiddetli, keskin, acı veren bir ses çıkarmaktır. Bu kökte esas
olan sesin kendisidir. İnsan acı, korku, dehşet nedeniyle yüksek ses çıkarır. Bu
ses yardım isteyebilir, fakat asıl vurgu çığlık üzerinedir.
- Yardıma koşmak /yardım istemek (استغاث)à
Temel anlamı bir sıkıntıya karşı yardım istemek veya yardım etmektir. Bu kökte
asıl olan "fiilî yardım" dır, ses ikinci plandadır. “Ğavsun” herhangi bir ses bağlamı olmadan, doğrudan
yardım talebi veya yardıma koşma fiilidir. Merkezinde fiili yardım vardır.
Kelime Kur’an’da
4 ayette 5 kez geçer.
2 tanesi if’al babından ismi failà İbrahim Suresi 22. Ayet
1 tanesi sülasi mücerred ismi failàYasin Suresi 43. Ayet
2 tanesi fiil ( biri istif’al, diğeri iftial babı)à Kasas Suresi 18. Ayet
, Fatır Suresi 37. Ayet
Kur'an'daki صرخ kökünün
özellikle âhiret azabı, çaresizlik, yardım bulamama bağlamında kullanılması dikkat çeker. Bu bağlamlarda
insanın acziyetini ifade eder.
Kur'ân'da S.R.H صرخ kökünün geçtiği bağlamlar dikkatle
incelendiğinde, gerçekten de Kur’an’ın belli bir insan tipolojisini işaret
ettiği görülür. Özellikle İbrâhîm suresi
22. ayet ve Fatır suresi 37. ayet üzerinden incelendiğinde Kur’an şu davranış modeline
işaret eder:
1) Dünyada uyarıları hafife alan, üstelik çoğu zaman șeytana
(vesvese, heva, dünyevî arzular) tabi olan,
2) Sorumluluklarını zamanında yerine getirmeyen, hakkı
duymazdan gelen, daveti hafife alan,
3) Hesap günü gelince gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalan,
4) Kaçacak yer kalmayınca, yaygara koparan kişinin geç
kalmış bir yardım çığlığını, feryadını anlatır.
Bu çağrı duygu
patlamasıdır ama faydasızdır. Artık kimse kimsenin 'musrih'i (yardımcısı) olamaz,
iş işten geçmiştir.
Bu
nedenle "S R H” kökü, geç kalmış pişmanlığın feryadını anlatır.
İbn Âșûr, bu
ayette tasvir edilen kişiyi şu şekilde özetler: “İş bitip, fırsat kaçtıktan
sonra çağrı yapan kimse”بعد فوات
الامر الداعي
14 İbrahim Suresi 22. Ayet :İş bitirilince şeytan da
diyecek ki: 'Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz
verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben
sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi
kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben,
daha önce sizin, beni Allahʼa
ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap
vardır.' (Diyanet Meali)
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ
اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ
لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لٖى فَلَا
تَلُومُونٖى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ
اِنّٖى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمٖينَ لَهُمْ عَذَابٌ
اَلٖيمٌ ﴿٢٢-١٤﴾؛
35 Fatır Suresi 37. Ayet : Onlar cehennemde, 'Ey
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka
ameller, salih ameller işleyelim' diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:)
'Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık
mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir
yardımcı yoktur.' (Diyanet Meali)
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فٖيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا
نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذٖى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ
فٖيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذٖيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ
نَصٖيرٍ ﴿٣٧-٣٥﴾؛
Kasas suresi
15 ve 18. ayetlerde düşmanıyla kavga eden ve Musa(a.)’dan yardım
isteyen adamın ruh hali bu iki ayette iki farklı kelimeyle şu şekilde anlatılır:
Kasas suresi 15. ayette استغاث(istiğase)
kelimesi kullanılır.
"Kendi tarafında olan kişi ondan yardım talep etti /
imdat istedi.”
‣ İstiğâse = Bilinçli yardım
istemedir.
àSakin,
kontrollü, bilinçli yardım çağrısı
àFiilî
olarak karşıdan yardım bekleme
àDışarıdan
değil, içeriden (mantıklı talep)
Bu bir zulme karşı korunmak için yapılan normal yardım
talebidir.
Kasas suresi 18. Ayette ise استصرخ (istesrih) kavramı kullanılmıştır.
"Daha önce ondan yardım isteyen kişi, ertesi gün yine
çığlık atarak yardım istiyordu.”
İstesrih = Yüksek sesle, feryat ederek yardım istemektir.
àPanik
àÇaresizlik
àKontrolsüz
bağırış
àPanik
içinde yapılan, yüksek sesli, dağılmış bir yardım çığlığıdır.
Yani Kur’ân, bu
iki fiili özellikle seçerek aynı adamın;
àSorumsuz,
kavgacı
àAynı
davranışları tekrar eden
àKriz
anlarında panik davranışlar sergileyen, kontrolsüz
àBilinçli
yardım istemekten kopup, haklı çıkmak için yaygaracı tipe dönüşmesi gibi
psikolojik ayrıntıları anlatmaktadır.
Yasin suresi 43. ayette elçileri yalanlayan, inkarcı,
sorumsuz kişilere Allah, verdiği nimetleri hatırlatarak ‘İsteseydik onları suda
boğardık, çığlıklarına koşan olmazdı.’ (فلا صريخ لهم) buyurmuştur. Bu
ayette de dünyada uyarıları hafife alan,
hakka gözleri ve kulakları kapalı, ancak hesap günü işin ciddiyetini anlayıp,
yaygara koparan tipler anlatılmaktadır.
Allah en doğrusunu, en iyisini, en güzelini bilir.
KUR'AN'DA S.R.H (ص.ر.خ) KÖKÜNÜN ANLAM ÇERÇEVESİ
Arapçada صرخ
kökü temel olarak:
🔸️Bağırmak, çığlık atmak, feryat etmek
🔸️Yardım istemek/ imdat çağırmak
🔸️Zor durumda çaresiz bağırmak, manalarını taşır.
Çığlıkà صراخ
Yardım edenà مصرِخ
Yardım edilmeyen (çığlık attırılan)à مصرَخ
Lisânü’l Arab'a göre صرخ kökünün temel anlamı: Bağırmak, çığIık atmak,
yüksek ve keskin bir ses çıkarmaktır. Bu ses; acının șiddetinden, korkudan, yardım
istemekten, öfke veya panikten kaynaklanabilir.
İbn Manzûr, kelimenin kök anlamının şiddetli ve keskin bir
ses olduğunu özellikle vurgular.
Râğıb el-isfahânîye göre
صرخ kökünün temel anlamı:
Es-Surah: Şiddetli, yüksek ve acı veren sestir. الصراخ : الصوت الشديد
Yani kökün aslı “keskin ve güçlü feryat” demektir.
Es Surah kelimesi sadece bağırmayı değil, yardım istemeyi de
içine alan bir anlam taşır.
Kelimenin semantik alanı:
1. Şiddetli ses - çığlık
2. Sıkıntı ve çaresizlik sebebiyle bağırmak
3. Yardım çağrısında bulunmak veya buna karşılık vermek
Bu son anlam,
Kur'ân'daki kullanımın esas yönüdür.
Râğıb El-İsfehani,
diğer lügatçilerin aksine "صرخ" kökünü olağan bir yüksek ses değil, insanın iç sıkıntısı ve
acziyeti sebebiyle çıkan bir ses olduğunu vurgular. Bu yönüyle kelimenin
ahlâkî-manevî boyutunu öne çıkarır.
İstiğase (استغاث) kavramında “yardım istemek, imdat talep etmek”
manası vardır. Bu iki kök birbirine yakın görünse de ikisinin semantik alanları
farklıdır.
- Feryat etmek,
çığlık atmak (صرخ) à
Temel anlamı şiddetli, keskin, acı veren bir ses çıkarmaktır. Bu kökte esas
olan sesin kendisidir. İnsan acı, korku, dehşet nedeniyle yüksek ses çıkarır. Bu
ses yardım isteyebilir, fakat asıl vurgu çığlık üzerinedir.
- Yardıma koşmak /yardım istemek (استغاث)à
Temel anlamı bir sıkıntıya karşı yardım istemek veya yardım etmektir. Bu kökte
asıl olan "fiilî yardım" dır, ses ikinci plandadır. “Ğavsun” herhangi bir ses bağlamı olmadan, doğrudan
yardım talebi veya yardıma koşma fiilidir. Merkezinde fiili yardım vardır.
Kelime Kur’an’da
4 ayette 5 kez geçer.
2 tanesi if’al babından ismi failà İbrahim Suresi 22. Ayet
1 tanesi sülasi mücerred ismi failàYasin Suresi 43. Ayet
2 tanesi fiil ( biri istif’al, diğeri iftial babı)à Kasas Suresi 18. Ayet
, Fatır Suresi 37. Ayet
Kur'an'daki صرخ kökünün
özellikle âhiret azabı, çaresizlik, yardım bulamama bağlamında kullanılması dikkat çeker. Bu bağlamlarda
insanın acziyetini ifade eder.
Kur'ân'da S.R.H صرخ kökünün geçtiği bağlamlar dikkatle
incelendiğinde, gerçekten de Kur’an’ın belli bir insan tipolojisini işaret
ettiği görülür. Özellikle İbrâhîm suresi
22. ayet ve Fatır suresi 37. ayet üzerinden incelendiğinde Kur’an şu davranış modeline
işaret eder:
1) Dünyada uyarıları hafife alan, üstelik çoğu zaman șeytana
(vesvese, heva, dünyevî arzular) tabi olan,
2) Sorumluluklarını zamanında yerine getirmeyen, hakkı
duymazdan gelen, daveti hafife alan,
3) Hesap günü gelince gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalan,
4) Kaçacak yer kalmayınca, yaygara koparan kişinin geç
kalmış bir yardım çığlığını, feryadını anlatır.
Bu çağrı duygu
patlamasıdır ama faydasızdır. Artık kimse kimsenin 'musrih'i (yardımcısı) olamaz,
iş işten geçmiştir.
Bu
nedenle "S R H” kökü, geç kalmış pişmanlığın feryadını anlatır.
İbn Âșûr, bu
ayette tasvir edilen kişiyi şu şekilde özetler: “İş bitip, fırsat kaçtıktan
sonra çağrı yapan kimse”بعد فوات
الامر الداعي
14 İbrahim Suresi 22. Ayet :İş bitirilince şeytan da
diyecek ki: 'Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz
verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben
sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi
kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben,
daha önce sizin, beni Allahʼa
ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap
vardır.' (Diyanet Meali)
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ
اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ
لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لٖى فَلَا
تَلُومُونٖى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ
اِنّٖى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمٖينَ لَهُمْ عَذَابٌ
اَلٖيمٌ ﴿٢٢-١٤﴾؛
35 Fatır Suresi 37. Ayet : Onlar cehennemde, 'Ey
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka
ameller, salih ameller işleyelim' diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:)
'Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık
mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir
yardımcı yoktur.' (Diyanet Meali)
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فٖيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا
نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذٖى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ
فٖيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذٖيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ
نَصٖيرٍ ﴿٣٧-٣٥﴾؛
Kasas suresi
15 ve 18. ayetlerde düşmanıyla kavga eden ve Musa(a.)’dan yardım
isteyen adamın ruh hali bu iki ayette iki farklı kelimeyle şu şekilde anlatılır:
Kasas suresi 15. ayette استغاث(istiğase)
kelimesi kullanılır.
"Kendi tarafında olan kişi ondan yardım talep etti /
imdat istedi.”
‣ İstiğâse = Bilinçli yardım
istemedir.
àSakin,
kontrollü, bilinçli yardım çağrısı
àFiilî
olarak karşıdan yardım bekleme
àDışarıdan
değil, içeriden (mantıklı talep)
Bu bir zulme karşı korunmak için yapılan normal yardım
talebidir.
Kasas suresi 18. Ayette ise استصرخ (istesrih) kavramı kullanılmıştır.
"Daha önce ondan yardım isteyen kişi, ertesi gün yine
çığlık atarak yardım istiyordu.”
İstesrih = Yüksek sesle, feryat ederek yardım istemektir.
àPanik
àÇaresizlik
àKontrolsüz
bağırış
àPanik
içinde yapılan, yüksek sesli, dağılmış bir yardım çığlığıdır.
Yani Kur’ân, bu
iki fiili özellikle seçerek aynı adamın;
àSorumsuz,
kavgacı
àAynı
davranışları tekrar eden
àKriz
anlarında panik davranışlar sergileyen, kontrolsüz
àBilinçli
yardım istemekten kopup, haklı çıkmak için yaygaracı tipe dönüşmesi gibi
psikolojik ayrıntıları anlatmaktadır.
Yasin suresi 43. ayette elçileri yalanlayan, inkarcı,
sorumsuz kişilere Allah, verdiği nimetleri hatırlatarak ‘İsteseydik onları suda
boğardık, çığlıklarına koşan olmazdı.’ (فلا صريخ لهم) buyurmuştur. Bu
ayette de dünyada uyarıları hafife alan,
hakka gözleri ve kulakları kapalı, ancak hesap günü işin ciddiyetini anlayıp,
yaygara koparan tipler anlatılmaktadır.
Allah en doğrusunu, en iyisini, en güzelini bilir.