Loading...
İSTİĞASE

     KUR'AN'DA İSTİĞASE KAVRAMI

    İstiğase kelimesinin kök harfleri  ğ.v.s- ğ.y.s (غوث -غيث) dir.

    Ragip El-İsfehani kelime ile ilgili; şu açıklamaları yapar;

    İstiğase kelimesi Ğavsün  غوثً  sözcüğünden “yardım/yardım etmek” anlamından ya da  غيثُ   sözcüğünden “yağmur/yağmur yağmak” anlamından türemiştir.

Feryat ederek yardım istemek anlamında  غوثه kelimesi kullanılır.

    Lügat-ı Lisanü'I-Arab'da kelime şu şekilde açıklanır:

Yardım etti, imdada yetişti.

Ondan yardım diledi, yardımına  sığındı

Yardım, kurtuluş

Zorluk, sıkıntı, tehlike anında birinden yardım istemek.

    İstiğâse: yardım çağrısıdır, özellikle tehlike, kriz veya çaresizlik anında birine yönelip "beni kurtar, yardım et" demektir.

    Kur'an'da 4 ayette  غوث/غيث kelimesi geçmektedir. Hepsi de “istiğase” şeklinde istifal babından gelmiştir. Bu bâb genellikle talep (istemek): "yardım istemek" kendine yöneltmek: "birinden talep etmek" anlamını barındırır.

    İstiğasenin ķökünün iki yönlü anlamından dolayı hem doğal yardım (yağmur) hem insanî/ilâhî yardım anlamlarında kullanılmasını sağlamıştır.

   Yağmur, kuraklıktan kurtuluş olduğu için "ilâhî yardım" sayılır. Zor zamanda ilahi ya da beşeri yardım çağrısı da, manevî veya dünyevî sıkıntıdan kurtuluş olduğu için aynı kökten gelir.

Yağmur (ğays غيث), maddeye inen rahmettir.

Yardım (ğavs غوث), kalbe inen rahmettir.

    İstiğâse, bu rahmeti çağıran ses, yani duadır. Yani kökün çekirdeğinde şöyle bir anlam kesişmesi vardır:

'Sıkıntıdan kurtarma, canlıyı yaşatma, felaketten çıkarma” , “Sıkıntı içindeki kalp, susuz toprak gibidir, yardım geldiğinde dirilir, ferahlar.

    Kavramı Kur’an’da ayetlerin nuzül sırasına göre incelersek;

1)28 Kasas Suresi.15 : “(Musa), halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girmiş ve orada biri kendi tarafından (yakınlarından), diğeri düşmanı tarafından olan iki adamı dövüşür bulmuştu. Kendi tarafından (yakınlarından) olanın, düşmanına karşı ondan yardım istemesi üzerine, (Musa, o) kişiyi itekleyip işini bitirmişti (ölümüne sebep olmuştu). (Sonunda) “Bu, şeytan işidir. Şüphesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır.”(Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ ﴿١٥-٢٨﴾؛

    Bu ayette “istiğase” kavramı  ğavs  (غوث)  kökündenà yardım istemek manasındadır.

2)46 Ahkaf Suresi.17:” Anne ve babasına, 'Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?' diyen kimseye, onlar Allahʼa sığınarak, 'Yazıklar olsun sana! İman et, Allahʼın vaʼdi gerçektir' diyorlar, o da, 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir' diyordu.” (Diyanet Meali)

وَالَّذٖى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنٖى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلٖى وَهُمَا يَسْتَغٖيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَا اِلَّا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٧-٤٦﴾؛

    Ayette anne-babanın  Allah’tan yardım çağrısı anlatılırken “istiğase” kelimesinin kullanılması yine yardım çağırısı manasına gelen “dua” veya “isteane” kelimelerinden birinin seçilmemesi bu durumun anlama nasıl farklılık kazandırmış olduğu sorusunu akla getirir.

    Dua, genel bir niyaz ve talep ifadesidir. İnsanın Rabbine yönelip bir șey istemesini anlatır ama içinde tehlike veya feryat tonu yoktur.

    İstiâne, yardım dilemek anlamına gelir ama bu daha sükûnetli ve şartlı bir destek talebidir. Burada teslimiyet vardır, panik değil.

    İstiğâse ise, kurtar beni, artık elimden hiçbir şey gelmiyor!  diyen bir ruh hâlidir.

    Fahreddin er-Râzî (Mefâtihu'l-Gayb 'Yestegîysān Allah" ifadesi, anne-babanın sadece dua etmediğini, kalplerinde derin bir acı ve çaresizlikle Allah'tan imdat dilediklerini gösterir. Çünkü iman meselesi, sıradan bir iş değil, ölüm kalım meselesidir der. Bu, sıkışmanın, feryadın, son umudun ifadesidir. Dolayısıyla burada "yestegîysan" fiilinin seçilmesi ile  anne-babanın durumunu sadece "dua eden" değil, canhıraş bir șekilde yalvaran, içten içe yanan iki acılı insan olarak onların derin üzüntü ,çaresizlik, korku , endişe  duygularının bizlere geçmesine olanak vermektedir.

3)18 Kehf Suresi.29 : De ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.' Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir. (Diyanet Meali)

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَاِنْ يَسْتَغٖيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِى الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءَتْ مُرْتَفَقًا ﴿٢٩-١٨﴾؛

Bu ayette geçen “yestğiysû” fiili için Ragip El-İsfehani ğays  (غيث)   kökünden gelmiş olması mümkündür der.

    Ayetteki ğays kelimesinden yesteğıysû , yüğasu fillerini incelersek:

A) Yesteğıysû : "Yardım isterler / imdat dilerler" :  Mef ûlün bih (kimden) zikredilmemiştir.

B) Yüğasu :"Onlara yardım edilir": Edilgen (meçhul) fil, yardımın kaynağı belli değildir.

A)  Arapçada bazen mefûlün (yardım istenen merciin) zikredilmemesi  kasdi bir eksiltme (hazf) dir.

     Bu durumda anlam, "kimden" değil "nasıl" yardım istendiğine yönelir.

Bu tür hazfın işlevleri arasında:

🔹️Belirsizlik: Yardım istedikleri merci belirsizdir çünkü Allahtan isteyecek yüzleri yoktur.

🔹️Acizlik: Artık kimden yardım isteyeceklerini bilememektedirler.

🔹️Terk edilmişliğin ezici ağırlığı: Allah’ın adının geçmemesi O’nun artık onlara cevap vermediğini ima eder.

    Bu nedenle mef’ûlün zikredilmemesi, anlam olarak tam bir kopuşu temsil eder.

B) Fiilin meçhul (edilgen) gelişinin anlamı; "Onlara yardım edilir" - ama kim tarafından belli değil.

Bu da yine iki anlam katmanı taşır:

🔹️İroni (tersine anlam): "Yardım edilir" ama bu yardım azap biçimindedir - yani "ceza" rahmetin yerini almıştır. 'Îstediğiniz yardımı (!) alın, iște o yardım hayat kaynağı olan su ile değil , tortu eriyik gibi sıcak bir sıvı verilmesi şeklinde gerçekleşir.

🔹️ İlâhî reddedilme :Allah ismi zikredilmez; fil meçhul gelir. çünkü ilâhî rahmetle bağ kopmuştur  Allah yardım eden değildir.

    Fahreddin er-Râzî İstiğâse'nin mef'ûlü zikredilmemiştir  çünkü onların kalbi yönsüz kalmıştır. Kime seslendiklerini bilmeden feryat ederler." der.

4)8 Enfal Suresi.9 :” Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, 'Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum' diye cevap vermişti.” (Diyanet Meali)

اِذْ تَسْتَغٖيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖى مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُرْدِفٖينَ ﴿٩-٨﴾؛

Bedir'de müminler sayıca az, düşman güçlüydü. Ölümle burun buruna gelmişler ve bu yardım isteği bir feryat haline dönüşmüştü. Bu feryat imanın varlığını koruma refleksidir. 'istiğåse" burada Allah'a mutlak güvenin sesi olmuştur. Bu yüzden Allah'ın yardım da rahmetle gelir. Mü’minlere 'Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum' diye cevap verir.

Ahkâf 17'deki anne-babanın ruh hâli ile Enfâl 88 deki müminlerin Bedirdeki ruh hâli aynı duygusal eksende buluşur. Her iki sahnede de insan, bütün sebeplerin tükendiği bir eşiğe gelmiştir. O noktada kalbin dili artık "dua" değil, 'istiğâse"dir -- yani varoluşsal feryat-

Allah en doğrusunu en güzelini en iyisini bilir.



     KUR'AN'DA İSTİĞASE KAVRAMI

    İstiğase kelimesinin kök harfleri  ğ.v.s- ğ.y.s (غوث -غيث) dir.

    Ragip El-İsfehani kelime ile ilgili; şu açıklamaları yapar;

    İstiğase kelimesi Ğavsün  غوثً  sözcüğünden “yardım/yardım etmek” anlamından ya da  غيثُ   sözcüğünden “yağmur/yağmur yağmak” anlamından türemiştir.

Feryat ederek yardım istemek anlamında  غوثه kelimesi kullanılır.

    Lügat-ı Lisanü'I-Arab'da kelime şu şekilde açıklanır:

Yardım etti, imdada yetişti.

Ondan yardım diledi, yardımına  sığındı

Yardım, kurtuluş

Zorluk, sıkıntı, tehlike anında birinden yardım istemek.

    İstiğâse: yardım çağrısıdır, özellikle tehlike, kriz veya çaresizlik anında birine yönelip "beni kurtar, yardım et" demektir.

    Kur'an'da 4 ayette  غوث/غيث kelimesi geçmektedir. Hepsi de “istiğase” şeklinde istifal babından gelmiştir. Bu bâb genellikle talep (istemek): "yardım istemek" kendine yöneltmek: "birinden talep etmek" anlamını barındırır.

    İstiğasenin ķökünün iki yönlü anlamından dolayı hem doğal yardım (yağmur) hem insanî/ilâhî yardım anlamlarında kullanılmasını sağlamıştır.

   Yağmur, kuraklıktan kurtuluş olduğu için "ilâhî yardım" sayılır. Zor zamanda ilahi ya da beşeri yardım çağrısı da, manevî veya dünyevî sıkıntıdan kurtuluş olduğu için aynı kökten gelir.

Yağmur (ğays غيث), maddeye inen rahmettir.

Yardım (ğavs غوث), kalbe inen rahmettir.

    İstiğâse, bu rahmeti çağıran ses, yani duadır. Yani kökün çekirdeğinde şöyle bir anlam kesişmesi vardır:

'Sıkıntıdan kurtarma, canlıyı yaşatma, felaketten çıkarma” , “Sıkıntı içindeki kalp, susuz toprak gibidir, yardım geldiğinde dirilir, ferahlar.

    Kavramı Kur’an’da ayetlerin nuzül sırasına göre incelersek;

1)28 Kasas Suresi.15 : “(Musa), halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girmiş ve orada biri kendi tarafından (yakınlarından), diğeri düşmanı tarafından olan iki adamı dövüşür bulmuştu. Kendi tarafından (yakınlarından) olanın, düşmanına karşı ondan yardım istemesi üzerine, (Musa, o) kişiyi itekleyip işini bitirmişti (ölümüne sebep olmuştu). (Sonunda) “Bu, şeytan işidir. Şüphesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır.”(Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ ﴿١٥-٢٨﴾؛

    Bu ayette “istiğase” kavramı  ğavs  (غوث)  kökündenà yardım istemek manasındadır.

2)46 Ahkaf Suresi.17:” Anne ve babasına, 'Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?' diyen kimseye, onlar Allahʼa sığınarak, 'Yazıklar olsun sana! İman et, Allahʼın vaʼdi gerçektir' diyorlar, o da, 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir' diyordu.” (Diyanet Meali)

وَالَّذٖى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنٖى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلٖى وَهُمَا يَسْتَغٖيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَا اِلَّا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٧-٤٦﴾؛

    Ayette anne-babanın  Allah’tan yardım çağrısı anlatılırken “istiğase” kelimesinin kullanılması yine yardım çağırısı manasına gelen “dua” veya “isteane” kelimelerinden birinin seçilmemesi bu durumun anlama nasıl farklılık kazandırmış olduğu sorusunu akla getirir.

    Dua, genel bir niyaz ve talep ifadesidir. İnsanın Rabbine yönelip bir șey istemesini anlatır ama içinde tehlike veya feryat tonu yoktur.

    İstiâne, yardım dilemek anlamına gelir ama bu daha sükûnetli ve şartlı bir destek talebidir. Burada teslimiyet vardır, panik değil.

    İstiğâse ise, kurtar beni, artık elimden hiçbir şey gelmiyor!  diyen bir ruh hâlidir.

    Fahreddin er-Râzî (Mefâtihu'l-Gayb 'Yestegîysān Allah" ifadesi, anne-babanın sadece dua etmediğini, kalplerinde derin bir acı ve çaresizlikle Allah'tan imdat dilediklerini gösterir. Çünkü iman meselesi, sıradan bir iş değil, ölüm kalım meselesidir der. Bu, sıkışmanın, feryadın, son umudun ifadesidir. Dolayısıyla burada "yestegîysan" fiilinin seçilmesi ile  anne-babanın durumunu sadece "dua eden" değil, canhıraş bir șekilde yalvaran, içten içe yanan iki acılı insan olarak onların derin üzüntü ,çaresizlik, korku , endişe  duygularının bizlere geçmesine olanak vermektedir.

3)18 Kehf Suresi.29 : De ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.' Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir. (Diyanet Meali)

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَاِنْ يَسْتَغٖيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِى الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءَتْ مُرْتَفَقًا ﴿٢٩-١٨﴾؛

Bu ayette geçen “yestğiysû” fiili için Ragip El-İsfehani ğays  (غيث)   kökünden gelmiş olması mümkündür der.

    Ayetteki ğays kelimesinden yesteğıysû , yüğasu fillerini incelersek:

A) Yesteğıysû : "Yardım isterler / imdat dilerler" :  Mef ûlün bih (kimden) zikredilmemiştir.

B) Yüğasu :"Onlara yardım edilir": Edilgen (meçhul) fil, yardımın kaynağı belli değildir.

A)  Arapçada bazen mefûlün (yardım istenen merciin) zikredilmemesi  kasdi bir eksiltme (hazf) dir.

     Bu durumda anlam, "kimden" değil "nasıl" yardım istendiğine yönelir.

Bu tür hazfın işlevleri arasında:

🔹️Belirsizlik: Yardım istedikleri merci belirsizdir çünkü Allahtan isteyecek yüzleri yoktur.

🔹️Acizlik: Artık kimden yardım isteyeceklerini bilememektedirler.

🔹️Terk edilmişliğin ezici ağırlığı: Allah’ın adının geçmemesi O’nun artık onlara cevap vermediğini ima eder.

    Bu nedenle mef’ûlün zikredilmemesi, anlam olarak tam bir kopuşu temsil eder.

B) Fiilin meçhul (edilgen) gelişinin anlamı; "Onlara yardım edilir" - ama kim tarafından belli değil.

Bu da yine iki anlam katmanı taşır:

🔹️İroni (tersine anlam): "Yardım edilir" ama bu yardım azap biçimindedir - yani "ceza" rahmetin yerini almıştır. 'Îstediğiniz yardımı (!) alın, iște o yardım hayat kaynağı olan su ile değil , tortu eriyik gibi sıcak bir sıvı verilmesi şeklinde gerçekleşir.

🔹️ İlâhî reddedilme :Allah ismi zikredilmez; fil meçhul gelir. çünkü ilâhî rahmetle bağ kopmuştur  Allah yardım eden değildir.

    Fahreddin er-Râzî İstiğâse'nin mef'ûlü zikredilmemiştir  çünkü onların kalbi yönsüz kalmıştır. Kime seslendiklerini bilmeden feryat ederler." der.

4)8 Enfal Suresi.9 :” Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, 'Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum' diye cevap vermişti.” (Diyanet Meali)

اِذْ تَسْتَغٖيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖى مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُرْدِفٖينَ ﴿٩-٨﴾؛

Bedir'de müminler sayıca az, düşman güçlüydü. Ölümle burun buruna gelmişler ve bu yardım isteği bir feryat haline dönüşmüştü. Bu feryat imanın varlığını koruma refleksidir. 'istiğåse" burada Allah'a mutlak güvenin sesi olmuştur. Bu yüzden Allah'ın yardım da rahmetle gelir. Mü’minlere 'Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum' diye cevap verir.

Ahkâf 17'deki anne-babanın ruh hâli ile Enfâl 88 deki müminlerin Bedirdeki ruh hâli aynı duygusal eksende buluşur. Her iki sahnede de insan, bütün sebeplerin tükendiği bir eşiğe gelmiştir. O noktada kalbin dili artık "dua" değil, 'istiğâse"dir -- yani varoluşsal feryat-

Allah en doğrusunu en güzelini en iyisini bilir.