Loading...
GAFLET

KU'RAN'DA GAFLET KAVRAMI

Ragıp el-İsfehani Müfredat adlı kitabında gaflet (غفل) kelimesini hakkında şöyle demiştir.

Gaflet (غفل) :Ezberde az tutmaktan ve az dikkatten dolayı yanılma

ارض غفل  İşaret konulmamış arazi

رجل غفل  deneyimi olmayan adam

اغفال الكتاب  harekesiz kitap

Müfredattaki tanımlayıcı örnekler incelediğimizde;

İşaret konulmamış arazi = Üzerinde bir anlam ifade eden  yer yön gösteren işareti olmayan arazi. Yer yön işareti olmadığı için içinde ilerlerken bir sıkıntı yaşama ihtimali olan yer.

Deneyimi olmayan adam=Bilgisi ve dikkati yeterince olmayan uyanık olmayan adam.Bu özelliklerinden dolayı bir iş için pek tercih edilmezler çünkü ya kendisine ya da işe zarar verme ihtimali yüksektir.

Harekesiz kitap=Yazı var ama harekesiz olduğu için anlamı açık olmayan kitap.

  Gaflet sadece zihinsel bir unutma değil, aynı zamanda yönsüzlük, işaretsizlik, dikkatsizlik anlamlarını da içerir.

   Tüm bu anlamlardan hareketle yeterince dikkat etmemek önem vermemekten kaynaklı olarak gözü bağlı olmak. Gaflet aymazlık halidir. Bir ihmaldir.

  Gaflet, kişinin az ya da çok hakikati bilmesine rağmen o hakikatin kendisinde bir bilince dönmemesi durumudur. Bilince dönmeyen bilgi  insana fayda vermez. Bilginin önem durumuna göre de ciddi sonuçlar doğurabilir.

   Gaflet nefsin rehavete kapılması ,uyanıklığın zıddıdır. Bir durumun gereğini yerine getirmeme halidir.

   Gaflet kavramı Ku’an’da  35 ayette 35 kez kullanılmıştır. Bu kullanımlardan 2 tanesi fiil formunda (4:102,18:18) , 5 tanesi mastar formunda (19:39 ,21:1-97 ,28:15 ,50:22),geriye kalanlar ise ismi-fail olarak kullanılmıştır.

   Kavramın geçtiği surelerin büyük çoğunluğu mekkidir.4 tanesi (Bakara, A. İmran, Nisa, Nur) medenidir.

  Kavramın ayetlerde kullanımının incelenmesi;

A) Fiil formunda kullanıldığı ayetler;

   Fiil formunda geçtiği ayetlerden birisi mü’minlerle ilişkili bir konuda,  diğeri ise failin Allah olduğu ayettir.

4 Nisa Suresi.102: “Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza durup, silahlarını alsınlar (kuşansınlar); böylece secde ettiklerinde (namazı kıldıklarında diğerleri) arkanızda olsunlar! (Ardından henüz) namazını kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namazı kılsın, onlar da önlemlerini ve silahlarını alsınlar! O kâfir olanlar sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve üstünüze birden baskın yapmayı isterler. Size yağmurdan (dolayı) bir eziyet dokunur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size herhangi bir vebal yoktur. (Yine de) önleminizi alın! Şüphesiz ki Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır. (M.Okuyan)

وَاِذَا كُنْتَ فٖيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَاْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمٖيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا ﴿١٠٢-٤﴾؛ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ﴿١٣١-٦﴾؛

Mü’minlerle ilişkili olarak gaflet kelimesi fiil formunda bu ayette geçmiştir. Diğer ayetlerde ismi-fail olarak geçmesi ve büyük çoğunlukla inkarcıların bir vasfı olarak anlatılması gaflet kelimesinin bize önemini göstermektedir. İsmi- fail formu eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. Fiilde kesinti vardır ancak ism-i faiilde daha uzun sürelilik vardır. Yani gaflet bir mü’minde anlık olabilir ancak uzun süre olmaması gereken bir durumdur anlamını çıkartmak mümkündür.

Fiil formunda gelen bir diğer ayet:

18 Kehf Suresi.28: Sabah akşam Rablerine, Oʼnun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. (Diyanet Meali)

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِىِّ يُرٖيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرٖيدُ زٖينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰیهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا ﴿٢٨-١٨﴾؛

Bu ayette kişinin kalbini gafil kılan fail Allah ise kulun ne sorumluluğu vardır sorusu akla gelebilir

Mutezile bu konuda şu açıklamaları yapar.

1) Eğer bu gafleti Cenâb-ı Hak yaratmış olsaydı, onlar zemmi hak etmiş olmazlardı.

2) Allah Teâlâ, bu ayetten sonra, “isteyen iman etsin, isteyen kâfir olsun” (Kehf, 29) buyurmuştur. Eğer onların kalplerindeki yaratan, Allah Teâlâ olsaydı, böyle demesi uygun düşmezdi.

3) Eğer bu ifade ile, Allah’ın onların kalplerini gafil kıldığı manası murad edilmiş olsaydı, o zaman “Kalbine bizi anmaktan gaflet verdiğimiz, (فَاتَّبَعَ...) bundan dolayı da hevâ-ü hevesine uyan kimse” demesi gerekirdi. Çünkü böyle olması halinde, bu fiil “mutavaat” fiillerinden olmuş olur. “Mutavaat” fiileri ise, vâv ile değil fâ ile atfedilir.

4) Allah Teâlâ ayette, ”hevâ-ü hevesine uyan” buyurmuştur. Binâenaleyh kalplerini gafil kılan Allah Teâlâ olmuş olsaydı, bu gafletin, onların hevâ-u heveslerine uymalarına nisbet edilmesi caiz olmazdı.

Kaffâl, bu ayetin, Mutezile’nin inancına uygun olarak tefsiri hususunda şu değişik izahları da yapmıştır:

1)    Allah Teâlâ onlara, bol bol dünyalık verip, bu durum da onların kalplerinde gafletin kökleşmesi sonucunu verince, işte bu manada, Allah Teâlâ’nın onların kalplerinde gafleti yaratmış olması doğru olur. Bu tıpkı, “Fakat benim davetim, kaçmalarından başka bir şey arttırmadı” (Nuh, 6) ayetinde olduğu gibidir.

2)    Cenâb-ı Hakk’ın, eğfelnâ ifadesinin manası, “Biz onları gafil olarak bıraktık. Biz onları, temizlik ve takva ehlinin alâmetleriyle alâmetlendirmedik” demek olup, bu Arapların, بَعِيرٌ غُفْلٌ”üzerinde alâmet bulunmayan deve” deyimlerinden alınmıştır.

3)     اَغْفَلْنَا قَلْبَهُifadesinden maksat, “O kalbi şeytanla baş başa bıraktık; şeytanın o kalbe girmesine mani olmadık” manasıdır.

   Kur'an'ın bu tür ifadeleri  sebep-sonuç

ilişkisini Allah'a izafe eden tevhidî bir dil içinde

kullanılır. Bu tür ayetlerde fiilin yaratılışı Allah’ fiilin işlenmesi insana nispet edilmiştir. Allah yaratan insan seçendir.

 

B) Kavramın ismi-fail olarak geçtiği ayetler;

ism-i fail; hem varlığa  hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

a) Bir konu ilgisini çekmediği için önemsememek dikkat etmemek manasında GAFLET

6 Enam Suresi.156: “Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz ise onların okuduklarından tamamen habersiziz” demeyesiniz; (Diyanet Kuran Yolu)

اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلٖينَ ﴿١٥٦-٦﴾؛

Bu ayette inkarcılar yahudilerin ve hristiyanlarin kitaplarıyla ilgilenmiyorduk ki onlara öğretilenlerden haberimiz olsun türü bir mazeret ileri sürmemeniz için sizede kitap verdik demektir.

12 Yusuf Suresi.3:” Sana bu Kurʼanʼı vahy etmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.” (Diyanet Meali)

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الْغَافِلٖينَ ﴿٣-١٢﴾؛

Bu ayette peygambere hitapla söylenen sen daha önce bundan gafildin kelimesi konunun bilgisine sahip değildin manasından ziyade bu konuyu dikkate alan biri değildin demektir.

12 Yusuf Suresi.13: “Babaları, 'Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.”(Diyanet Meali)

قَالَ اِنّٖى لَيَحْزُنُنٖى اَنْ تَذْهَبُوا بِهٖ وَاَخَافُ اَنْ يَاْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ﴿١٣-١٢﴾؛b)

Yusuf’a yeterince dikkat etmeyip bir anlık dalgınlığınız sonucu Onu kurt kapabilir demektir.

24 Nur Suresi.23: “Fakat, gerçek şu ki, dalgınlık ya da dikkatsizlik göstermiş olsalar da iffetli ve inanmış olan kadınlara asılsız isnadlarda bulunan (ve günahlarından ötürü tevbe etmeyen) kimseler bu dünyada da, ahirette de (Allah'ın bağış ve kayrasından) uzak tutulacaklardır; ve can yakıcı bir azap beklemektedir böylelerini,” (Muhammed Esed)

اِنَّ الَّذٖينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ ﴿٢٣-٢٤﴾؛

Bu ayette “gafilatün” denilen kadınlar aslında namuslu mü’min kadınlardır ancak  dikkatsiz ya da dalgın bazı hareketleri başkaları tarafından yanlış değerlendirilmiş kadınlardır.

b) İslami bir terim olarak GAFLET. Bu tür ayetlerde  "gaflet" kelimesi ve türevleri genellikle ilahi bilgiye karşı ilgisizlik, kalbî körlük ahiret bilincinin kaybı anlamına gelir. Bunun sonucu olarak gafiller dünyada helak cezasını ahirette ise azabı hak ederlerà Araf :136 , 179  Yunus :7  Enbiya :97

   Kur’an’da gafillerin vasıfları detay verilerek anlatılmaktadır.

Gafillerden  diğer vasıfları da şöyledir;

◾️Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamak. Bütün mucizeleri görseler de iman etmemek. Doğru yolu görseler yol edinmeyip  ama sapıklık yolunu görseler onu yol edinmek à7 Araf 146

..ve tüm bunları ayetleri yalanladıkları ve gafillerden oldukları için yaparlar. Bu ayette görüyoruz ki dini konusunda gafil olanlar anlık bir dalgınlık değil bilinçli bir kendini büyük görme, doğrunun işaretlerine duyarsız olma ahlak olarak yanlışa meyil doğruyu yöntem olarak benimsememe yapısına sahip kimselerdir.

◾️Bunların kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler,  kulakları vardır ama duymazlar à7 Araf 179

◾️Allah ile karşılaşmayı ummayan, sadece dünya hayatıyla mutlu olup onu önemseyen  kimselerdir à 10 Yunus 7-8

◾️Kalpleri kulakları ve gözleri damgalanmıştır à 16 Nahl 108

◾️Dünya hayatının yüzeysel menfaatleriyle ilgilenirler à 30 Rum

6 Enam Suresi.131: “Bu böyledir, çünkü Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helâk edici değildir.” (Süleyman Ateş)

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ﴿١٣١-٦﴾؛

F. Razi bu ayetin açıklamasında söyle demektedir.

  Bu, sebep gösteren bir cümledir ve manası şu şekildedir: “Rabbin, memleketleri yaptıkları zulümler sebebi ile helak edici olmadığı için, durum sana (yukarıda) anlattığımız gibi olmuştur.

  Âyetteki bi-zulmin “zulüm sebebi ile...” kelimesi hakkında şu iki izah yapılmıştır:

1)       Bunun manası, “Rabbin, ... onların yöneldikleri zulümler sebebi ile, memleketlerini helak edici değildir..” şeklindedir.

2)       Bundan murad, “Rabbin,... onlara zulmederek, memleketlerini helak edici değildir” manasıdır. Bu, Hak Teâlâ’nın, Hud süresindeki “senin Rabbin, ahalisi kendilerini düzeltip dururken, o memleketleri, zulmederek helak edecek değil ya...” (Hud, 117) ayeti gibi olur. Binaenaleyh birinci izaha göre “zulüm” kâfirlerin fiili; ikinci izaha göre de Allah’ın fiilleri ile ilgili olur.

Meallerde büyük oranda birinci görüş kabul görmüştür. Bu durumda bu ayetin gaflet kavramının geçtiği bazı ayetlerle arasının uzlaştırılması nasıl olacaktıŕ şeklinde sorular akla gelebilir. Mesela Araf Suresi.136: “Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.”Araf:146 ,179   Yunus:7, 92   Nahl:108   Kaf:22 ayetlerinde gafillerin helak edileceği ahirette ziyana uğrayanlar olacaklarından anlatılmaktadır. Bu ayet gruplarında Allah ayetlerini bu toplumlara elçileri aracılığıyla ulaştırmış ama onlar yalanlamayı tercih etmişlerdir.  Enam 131.ayet ise yalanlamadan önceki safhayı anlatıyor olsa gerek.

c) Gaflet kavramının geçtiği bazı ayetlerde  “Allah yaptıklarınızdan/yaptıklarından gafil değildir” ifadesi vardır.(Bakara:74 ,85 ,140 144  ,149   A.imran  99   Enam 132   Hud 123 İbrahim 42   Muminun 17  Neml 90) bu ifadenin anlam derinliğini incelersek;

و ما الله بغافل عما تعملون  cümlesi olumsuz bir cümledir; "gafil değildir" demek, "tam anlamıyla farkındadır" dan daha güçlü bir ifadedir.

   Yani Allah'ın bilgisi sadece "bilme" değil, 'ihmal etmeme, önemseme" anlamı da taşır.

   'Allah, yaptıklarınızı görmezden gelmiyor, önemsememezlik ve ihmal etmiyor.' anlamındadır.

   Allah yaptıklarınızdan gafil değildir demek Allah’ın bilgisi kesintisizdir hiçbir şeyi gözden kaçırmaz vurgusu taşır.

   İbrahim Suresi.42:” Sakın, Allahʼı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (Diyanet Meali)

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فٖيهِ الْاَبْصَارُ ﴿٤٢-١٤﴾؛

   Allah'ın hemen cezalandırmaması gözden kaçırıp dikkat etmediğinden değil mühlet verdiğindendir.

   Kur'an'ın üslubunda "Allah her şeyi bilir" demek soyut kalabilir ama "Allah gafil değildir" dendiğinde insanın kendi gafletiyle yüzleşmesi sağlanır. Çünkü insan çoğu zaman yanlışlarını kimse görmüyor zannıyla yapar. Allah’ı da kendin gibi gafil sanma vurgusu vardır. Kur'an bu psikolojiyi tersine çevirir "Sen gafilsin ama Allah gafil değildir. Bu vurgu insanın ahlaki  farkındalığını ve sorumluluk bilincini artırır.

C) Kavramın mastar formunda kullanıldığı ayetler;

  Gaflet kelimesinin mastar formu غفلة dür. 5 ayette kullanılmıştır.( Meryem 39    Enbiya 1 ,97    Kasas 15   Kaf 22 )

  Gafletin içinde  olma في غفلة bir halin içinde olma durumudur. Bu hal geçici bir durum olabilir. Kişinin o halin içinden çıkma ihtimali vardır. Uyarı ve hatırlatma gerekirà Meryem 39    Enbiya 1,97

 Kâf 22'deki "sen bundan gaflette idin" ifadesi, gafletin dünyada geçici bir imtihan hâli olduğunu, fakat ölümle birlikte geri dönüşsüz bir farkındalık hâline dönüştüğünü bildirir. Ahirette gaflet bitmiştir ancak sonuçları kalıcıdır ve geri dönüşü olmayan bir pişmanlığa dönüşmüştür. "Artık gözün bugün keskindir"  gerçeĝi gördün ancak geç kaldın demektir.

28 Kasas Suresi.15 : Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, 'Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır' dedi. (Diyanet Meali)

وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ ﴿١٥-٢٨﴾؛

Hıyne gafletin  uyku rehavet gibi bedensel bir gaflet zamanı olabileceği gibi  o halkın zulüm ve haksızlıklara duyarsız olduğu zamanları da kastediyor olabilir. (Razi ve Beydavi bu görüştedir.)

Kavramın ismi-fail olarak geçtiği diğer ayetler;

7 Araf: 172à Allah insanlar biz gafildik demesinler diye fıtratlarına Allah’ı tanıma bilme kabiliyeti koymuştur. Ayrıca bu doğal bilgiyi elçileri aracılığıyla takviye etmesi,

10 Yunus: 29  ,  46 Ahkaf: 5àDünyada iken insanların sapmasına şirke düşmesine kayıtsız kalıp hatta bundan nemalan liderlerin ve önderlerin hesap günü şirk koşanlar gibi hesaba çekileceği,

36 Yasin:6àAtaları uyarılmamış bu yüzden gafil olan kavimlere elçi gönderilmesi,

52 Kaf:22àBütün bir ömrü gaflet içinde Allahtan habersiz tüketenlerin bu gafletten cehenneme  atılınca uyanacakları anlatılmaktadır.

   Son söz:Kur’an gafletin panzeri olarak zikri sunar. Gafil bir nevi uyku halindedir uyanması ise zikir ile olur.

7 Araf Suresi.205: Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. (Diyanet Meali)

ALLAH  en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir.



KU'RAN'DA GAFLET KAVRAMI

Ragıp el-İsfehani Müfredat adlı kitabında gaflet (غفل) kelimesini hakkında şöyle demiştir.

Gaflet (غفل) :Ezberde az tutmaktan ve az dikkatten dolayı yanılma

ارض غفل  İşaret konulmamış arazi

رجل غفل  deneyimi olmayan adam

اغفال الكتاب  harekesiz kitap

Müfredattaki tanımlayıcı örnekler incelediğimizde;

İşaret konulmamış arazi = Üzerinde bir anlam ifade eden  yer yön gösteren işareti olmayan arazi. Yer yön işareti olmadığı için içinde ilerlerken bir sıkıntı yaşama ihtimali olan yer.

Deneyimi olmayan adam=Bilgisi ve dikkati yeterince olmayan uyanık olmayan adam.Bu özelliklerinden dolayı bir iş için pek tercih edilmezler çünkü ya kendisine ya da işe zarar verme ihtimali yüksektir.

Harekesiz kitap=Yazı var ama harekesiz olduğu için anlamı açık olmayan kitap.

  Gaflet sadece zihinsel bir unutma değil, aynı zamanda yönsüzlük, işaretsizlik, dikkatsizlik anlamlarını da içerir.

   Tüm bu anlamlardan hareketle yeterince dikkat etmemek önem vermemekten kaynaklı olarak gözü bağlı olmak. Gaflet aymazlık halidir. Bir ihmaldir.

  Gaflet, kişinin az ya da çok hakikati bilmesine rağmen o hakikatin kendisinde bir bilince dönmemesi durumudur. Bilince dönmeyen bilgi  insana fayda vermez. Bilginin önem durumuna göre de ciddi sonuçlar doğurabilir.

   Gaflet nefsin rehavete kapılması ,uyanıklığın zıddıdır. Bir durumun gereğini yerine getirmeme halidir.

   Gaflet kavramı Ku’an’da  35 ayette 35 kez kullanılmıştır. Bu kullanımlardan 2 tanesi fiil formunda (4:102,18:18) , 5 tanesi mastar formunda (19:39 ,21:1-97 ,28:15 ,50:22),geriye kalanlar ise ismi-fail olarak kullanılmıştır.

   Kavramın geçtiği surelerin büyük çoğunluğu mekkidir.4 tanesi (Bakara, A. İmran, Nisa, Nur) medenidir.

  Kavramın ayetlerde kullanımının incelenmesi;

A) Fiil formunda kullanıldığı ayetler;

   Fiil formunda geçtiği ayetlerden birisi mü’minlerle ilişkili bir konuda,  diğeri ise failin Allah olduğu ayettir.

4 Nisa Suresi.102: “Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza durup, silahlarını alsınlar (kuşansınlar); böylece secde ettiklerinde (namazı kıldıklarında diğerleri) arkanızda olsunlar! (Ardından henüz) namazını kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namazı kılsın, onlar da önlemlerini ve silahlarını alsınlar! O kâfir olanlar sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve üstünüze birden baskın yapmayı isterler. Size yağmurdan (dolayı) bir eziyet dokunur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size herhangi bir vebal yoktur. (Yine de) önleminizi alın! Şüphesiz ki Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır. (M.Okuyan)

وَاِذَا كُنْتَ فٖيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَاْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمٖيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا ﴿١٠٢-٤﴾؛ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ﴿١٣١-٦﴾؛

Mü’minlerle ilişkili olarak gaflet kelimesi fiil formunda bu ayette geçmiştir. Diğer ayetlerde ismi-fail olarak geçmesi ve büyük çoğunlukla inkarcıların bir vasfı olarak anlatılması gaflet kelimesinin bize önemini göstermektedir. İsmi- fail formu eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. Fiilde kesinti vardır ancak ism-i faiilde daha uzun sürelilik vardır. Yani gaflet bir mü’minde anlık olabilir ancak uzun süre olmaması gereken bir durumdur anlamını çıkartmak mümkündür.

Fiil formunda gelen bir diğer ayet:

18 Kehf Suresi.28: Sabah akşam Rablerine, Oʼnun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. (Diyanet Meali)

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِىِّ يُرٖيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرٖيدُ زٖينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰیهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا ﴿٢٨-١٨﴾؛

Bu ayette kişinin kalbini gafil kılan fail Allah ise kulun ne sorumluluğu vardır sorusu akla gelebilir

Mutezile bu konuda şu açıklamaları yapar.

1) Eğer bu gafleti Cenâb-ı Hak yaratmış olsaydı, onlar zemmi hak etmiş olmazlardı.

2) Allah Teâlâ, bu ayetten sonra, “isteyen iman etsin, isteyen kâfir olsun” (Kehf, 29) buyurmuştur. Eğer onların kalplerindeki yaratan, Allah Teâlâ olsaydı, böyle demesi uygun düşmezdi.

3) Eğer bu ifade ile, Allah’ın onların kalplerini gafil kıldığı manası murad edilmiş olsaydı, o zaman “Kalbine bizi anmaktan gaflet verdiğimiz, (فَاتَّبَعَ...) bundan dolayı da hevâ-ü hevesine uyan kimse” demesi gerekirdi. Çünkü böyle olması halinde, bu fiil “mutavaat” fiillerinden olmuş olur. “Mutavaat” fiileri ise, vâv ile değil fâ ile atfedilir.

4) Allah Teâlâ ayette, ”hevâ-ü hevesine uyan” buyurmuştur. Binâenaleyh kalplerini gafil kılan Allah Teâlâ olmuş olsaydı, bu gafletin, onların hevâ-u heveslerine uymalarına nisbet edilmesi caiz olmazdı.

Kaffâl, bu ayetin, Mutezile’nin inancına uygun olarak tefsiri hususunda şu değişik izahları da yapmıştır:

1)    Allah Teâlâ onlara, bol bol dünyalık verip, bu durum da onların kalplerinde gafletin kökleşmesi sonucunu verince, işte bu manada, Allah Teâlâ’nın onların kalplerinde gafleti yaratmış olması doğru olur. Bu tıpkı, “Fakat benim davetim, kaçmalarından başka bir şey arttırmadı” (Nuh, 6) ayetinde olduğu gibidir.

2)    Cenâb-ı Hakk’ın, eğfelnâ ifadesinin manası, “Biz onları gafil olarak bıraktık. Biz onları, temizlik ve takva ehlinin alâmetleriyle alâmetlendirmedik” demek olup, bu Arapların, بَعِيرٌ غُفْلٌ”üzerinde alâmet bulunmayan deve” deyimlerinden alınmıştır.

3)     اَغْفَلْنَا قَلْبَهُifadesinden maksat, “O kalbi şeytanla baş başa bıraktık; şeytanın o kalbe girmesine mani olmadık” manasıdır.

   Kur'an'ın bu tür ifadeleri  sebep-sonuç

ilişkisini Allah'a izafe eden tevhidî bir dil içinde

kullanılır. Bu tür ayetlerde fiilin yaratılışı Allah’ fiilin işlenmesi insana nispet edilmiştir. Allah yaratan insan seçendir.

 

B) Kavramın ismi-fail olarak geçtiği ayetler;

ism-i fail; hem varlığa  hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

a) Bir konu ilgisini çekmediği için önemsememek dikkat etmemek manasında GAFLET

6 Enam Suresi.156: “Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz ise onların okuduklarından tamamen habersiziz” demeyesiniz; (Diyanet Kuran Yolu)

اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلٖينَ ﴿١٥٦-٦﴾؛

Bu ayette inkarcılar yahudilerin ve hristiyanlarin kitaplarıyla ilgilenmiyorduk ki onlara öğretilenlerden haberimiz olsun türü bir mazeret ileri sürmemeniz için sizede kitap verdik demektir.

12 Yusuf Suresi.3:” Sana bu Kurʼanʼı vahy etmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.” (Diyanet Meali)

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الْغَافِلٖينَ ﴿٣-١٢﴾؛

Bu ayette peygambere hitapla söylenen sen daha önce bundan gafildin kelimesi konunun bilgisine sahip değildin manasından ziyade bu konuyu dikkate alan biri değildin demektir.

12 Yusuf Suresi.13: “Babaları, 'Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.”(Diyanet Meali)

قَالَ اِنّٖى لَيَحْزُنُنٖى اَنْ تَذْهَبُوا بِهٖ وَاَخَافُ اَنْ يَاْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ﴿١٣-١٢﴾؛b)

Yusuf’a yeterince dikkat etmeyip bir anlık dalgınlığınız sonucu Onu kurt kapabilir demektir.

24 Nur Suresi.23: “Fakat, gerçek şu ki, dalgınlık ya da dikkatsizlik göstermiş olsalar da iffetli ve inanmış olan kadınlara asılsız isnadlarda bulunan (ve günahlarından ötürü tevbe etmeyen) kimseler bu dünyada da, ahirette de (Allah'ın bağış ve kayrasından) uzak tutulacaklardır; ve can yakıcı bir azap beklemektedir böylelerini,” (Muhammed Esed)

اِنَّ الَّذٖينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ ﴿٢٣-٢٤﴾؛

Bu ayette “gafilatün” denilen kadınlar aslında namuslu mü’min kadınlardır ancak  dikkatsiz ya da dalgın bazı hareketleri başkaları tarafından yanlış değerlendirilmiş kadınlardır.

b) İslami bir terim olarak GAFLET. Bu tür ayetlerde  "gaflet" kelimesi ve türevleri genellikle ilahi bilgiye karşı ilgisizlik, kalbî körlük ahiret bilincinin kaybı anlamına gelir. Bunun sonucu olarak gafiller dünyada helak cezasını ahirette ise azabı hak ederlerà Araf :136 , 179  Yunus :7  Enbiya :97

   Kur’an’da gafillerin vasıfları detay verilerek anlatılmaktadır.

Gafillerden  diğer vasıfları da şöyledir;

◾️Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamak. Bütün mucizeleri görseler de iman etmemek. Doğru yolu görseler yol edinmeyip  ama sapıklık yolunu görseler onu yol edinmek à7 Araf 146

..ve tüm bunları ayetleri yalanladıkları ve gafillerden oldukları için yaparlar. Bu ayette görüyoruz ki dini konusunda gafil olanlar anlık bir dalgınlık değil bilinçli bir kendini büyük görme, doğrunun işaretlerine duyarsız olma ahlak olarak yanlışa meyil doğruyu yöntem olarak benimsememe yapısına sahip kimselerdir.

◾️Bunların kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler,  kulakları vardır ama duymazlar à7 Araf 179

◾️Allah ile karşılaşmayı ummayan, sadece dünya hayatıyla mutlu olup onu önemseyen  kimselerdir à 10 Yunus 7-8

◾️Kalpleri kulakları ve gözleri damgalanmıştır à 16 Nahl 108

◾️Dünya hayatının yüzeysel menfaatleriyle ilgilenirler à 30 Rum

6 Enam Suresi.131: “Bu böyledir, çünkü Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helâk edici değildir.” (Süleyman Ateş)

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ ﴿١٣١-٦﴾؛

F. Razi bu ayetin açıklamasında söyle demektedir.

  Bu, sebep gösteren bir cümledir ve manası şu şekildedir: “Rabbin, memleketleri yaptıkları zulümler sebebi ile helak edici olmadığı için, durum sana (yukarıda) anlattığımız gibi olmuştur.

  Âyetteki bi-zulmin “zulüm sebebi ile...” kelimesi hakkında şu iki izah yapılmıştır:

1)       Bunun manası, “Rabbin, ... onların yöneldikleri zulümler sebebi ile, memleketlerini helak edici değildir..” şeklindedir.

2)       Bundan murad, “Rabbin,... onlara zulmederek, memleketlerini helak edici değildir” manasıdır. Bu, Hak Teâlâ’nın, Hud süresindeki “senin Rabbin, ahalisi kendilerini düzeltip dururken, o memleketleri, zulmederek helak edecek değil ya...” (Hud, 117) ayeti gibi olur. Binaenaleyh birinci izaha göre “zulüm” kâfirlerin fiili; ikinci izaha göre de Allah’ın fiilleri ile ilgili olur.

Meallerde büyük oranda birinci görüş kabul görmüştür. Bu durumda bu ayetin gaflet kavramının geçtiği bazı ayetlerle arasının uzlaştırılması nasıl olacaktıŕ şeklinde sorular akla gelebilir. Mesela Araf Suresi.136: “Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.”Araf:146 ,179   Yunus:7, 92   Nahl:108   Kaf:22 ayetlerinde gafillerin helak edileceği ahirette ziyana uğrayanlar olacaklarından anlatılmaktadır. Bu ayet gruplarında Allah ayetlerini bu toplumlara elçileri aracılığıyla ulaştırmış ama onlar yalanlamayı tercih etmişlerdir.  Enam 131.ayet ise yalanlamadan önceki safhayı anlatıyor olsa gerek.

c) Gaflet kavramının geçtiği bazı ayetlerde  “Allah yaptıklarınızdan/yaptıklarından gafil değildir” ifadesi vardır.(Bakara:74 ,85 ,140 144  ,149   A.imran  99   Enam 132   Hud 123 İbrahim 42   Muminun 17  Neml 90) bu ifadenin anlam derinliğini incelersek;

و ما الله بغافل عما تعملون  cümlesi olumsuz bir cümledir; "gafil değildir" demek, "tam anlamıyla farkındadır" dan daha güçlü bir ifadedir.

   Yani Allah'ın bilgisi sadece "bilme" değil, 'ihmal etmeme, önemseme" anlamı da taşır.

   'Allah, yaptıklarınızı görmezden gelmiyor, önemsememezlik ve ihmal etmiyor.' anlamındadır.

   Allah yaptıklarınızdan gafil değildir demek Allah’ın bilgisi kesintisizdir hiçbir şeyi gözden kaçırmaz vurgusu taşır.

   İbrahim Suresi.42:” Sakın, Allahʼı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (Diyanet Meali)

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فٖيهِ الْاَبْصَارُ ﴿٤٢-١٤﴾؛

   Allah'ın hemen cezalandırmaması gözden kaçırıp dikkat etmediğinden değil mühlet verdiğindendir.

   Kur'an'ın üslubunda "Allah her şeyi bilir" demek soyut kalabilir ama "Allah gafil değildir" dendiğinde insanın kendi gafletiyle yüzleşmesi sağlanır. Çünkü insan çoğu zaman yanlışlarını kimse görmüyor zannıyla yapar. Allah’ı da kendin gibi gafil sanma vurgusu vardır. Kur'an bu psikolojiyi tersine çevirir "Sen gafilsin ama Allah gafil değildir. Bu vurgu insanın ahlaki  farkındalığını ve sorumluluk bilincini artırır.

C) Kavramın mastar formunda kullanıldığı ayetler;

  Gaflet kelimesinin mastar formu غفلة dür. 5 ayette kullanılmıştır.( Meryem 39    Enbiya 1 ,97    Kasas 15   Kaf 22 )

  Gafletin içinde  olma في غفلة bir halin içinde olma durumudur. Bu hal geçici bir durum olabilir. Kişinin o halin içinden çıkma ihtimali vardır. Uyarı ve hatırlatma gerekirà Meryem 39    Enbiya 1,97

 Kâf 22'deki "sen bundan gaflette idin" ifadesi, gafletin dünyada geçici bir imtihan hâli olduğunu, fakat ölümle birlikte geri dönüşsüz bir farkındalık hâline dönüştüğünü bildirir. Ahirette gaflet bitmiştir ancak sonuçları kalıcıdır ve geri dönüşü olmayan bir pişmanlığa dönüşmüştür. "Artık gözün bugün keskindir"  gerçeĝi gördün ancak geç kaldın demektir.

28 Kasas Suresi.15 : Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, 'Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır' dedi. (Diyanet Meali)

وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ ﴿١٥-٢٨﴾؛

Hıyne gafletin  uyku rehavet gibi bedensel bir gaflet zamanı olabileceği gibi  o halkın zulüm ve haksızlıklara duyarsız olduğu zamanları da kastediyor olabilir. (Razi ve Beydavi bu görüştedir.)

Kavramın ismi-fail olarak geçtiği diğer ayetler;

7 Araf: 172à Allah insanlar biz gafildik demesinler diye fıtratlarına Allah’ı tanıma bilme kabiliyeti koymuştur. Ayrıca bu doğal bilgiyi elçileri aracılığıyla takviye etmesi,

10 Yunus: 29  ,  46 Ahkaf: 5àDünyada iken insanların sapmasına şirke düşmesine kayıtsız kalıp hatta bundan nemalan liderlerin ve önderlerin hesap günü şirk koşanlar gibi hesaba çekileceği,

36 Yasin:6àAtaları uyarılmamış bu yüzden gafil olan kavimlere elçi gönderilmesi,

52 Kaf:22àBütün bir ömrü gaflet içinde Allahtan habersiz tüketenlerin bu gafletten cehenneme  atılınca uyanacakları anlatılmaktadır.

   Son söz:Kur’an gafletin panzeri olarak zikri sunar. Gafil bir nevi uyku halindedir uyanması ise zikir ile olur.

7 Araf Suresi.205: Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. (Diyanet Meali)

ALLAH  en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir.