Loading...
HANİF

KUR'AN'DA HANİF KAVRAMI

Kelime kökü ح ن ف (H-N-F) șeklindedir.

Ragıp El -İsfehani Müfredat adlı kitabında;

Hanefun حنف)  ) Dalaletten sapıklıktan ayrılıp istikamete doğru meyletmek  yönelmek,

 الاحنف   ayağında bir meyil eğrilik  olan kişi. Bu meyil salt eğrilik anlamını ifade etmek için müstear olarak kullanılmıştır der.

   Ayağın içe doğru eğilmesi ,bir ayağın diğerine yaklaşması  حنفت رجله  olarak ifade edilir.

   Bazı büyük sözlükler ve tefsir kaynakları "الحنيف" için "eğrilikten doğruluğa meyletme", yani başlangıçta meyil (eğilme)  taşısa da durumu olumlu yönde görme (yani doğruya, yönelme) şeklinde değerlendirmişlerdir.

    Lisanul – Arab , Tâcü'l- Arus kelimeyi ayakların içe doğru doğal meyli, doğuştan bir eğrilik.الحنف:ميل قي القديمة إلى الداخلdiye açıklar.

    Etimolojik düzlemde "h-n-f" doğal bir eğrilik demekken Kur'an ise bunu, mecazî düzlemde doğal bir yönelişe dönüştürür.  “Ayağın doğuştan içe meyli àKalbin doğuştan hakka meyli”

    Bu doğal meyil manası mecazi (dini terim) olarak  “Doğruya yönelme / haktan yana olma" anlamına dönüşmüştür. Kimi dilciler için "الحنيف" kelimesi "istisnasız düz doğru yolda olan, eğilmeden  yürüyen kişi" anlamında kullanılmıştır.

    Özetle  "El-ehnef” ayağın doğuştan içe eğriliğidir. Hanîf ise, kalbin doğuştan Hakk'a eğilimidir. Biri bedensel bir meyil, diğeri ruhsal bir istikamettir diyebiliriz.

   Kur’an’da “hanif” kavramı 12 ayette 12 defa geçmektedir ve  bunlardan 7 tanesi (2:135  3:67, 95  4:125   6:79 ,161  16:120,123 )  Hz. İbrahim'le birlikte zikredilir.

  Haniflik doğal bir istikamet eğilimi ise fıtratla yakından ilişkili olmalıdır. Bu ilişkiyi şu ayette açıkça görebiliriz.

30 Rum Suresi.30: O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. (Diyanet Kuran Yolu)

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتٖى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدٖيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٠-٣٠﴾؛

    Fıtrat (فطرة) kelimesi "yaratılış, doğuştan gelen orjinal içsel program" anlamına gelir.

    Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredâtta "Fıtrat”, insanın Allah'ı bir tanıma ve O'na yönelme istidadıdır der.

    Yani her insanın doğasında bir tevhid yönelişi vardır. İşte bu yönelişin bilince ve kararlılığa dönüşmüș hali hanîfliktir.

    Fıtrat doğuștan gelen potansiyeldir. Haniflik o potansiyelin tevhidi yaşantıya dönüşme hali , şirk ise fıtratı bozmak, doğal tevhid eğiliminden sapmaktır. Birbirinin zıddı olan haniflik ve şirk şu şekilde anlatır.

10 Yunus Suresi.105: (105-106) Yine bana şöyle emredildi: 'Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allahʼa ortak koşanlardan olma. Allahʼı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.' (Diyanet Meali)

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٠٥-١٠﴾؛

   Fahreddin Râzî  Tefsîr-i Kebirde "Fitrat”, hanffliğin aslını teşkil eder. Çünkü Allah, insanı tevhid inancına kabiliyetli olarak yaratmıştır. hanîf ise bu yaratılışa uygun davranan kimsedir der.

    Allahû teala "hanîfliğin sembol kişisi" olarak İbrahim (a.s)'i seçmiştir. Kur'an'da ibrahim'in tevhidi bulma süreci, diğer peygamberlerden farklı bir şekilde anlatılır:

6 En’am 75:İşte böylece İbrahimʼe göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı  gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.

      76:Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. 'İşte Rabbim!' dedi. Yıldız batınca da, 'Ben öyle batanları sevmem' dedi.

      77: Ayʼı doğarken görünce de, 'İşte Rabbim!' dedi. Ay da batınca, 'Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum' dedi.

      78: Güneşi doğarken görünce de, 'İşte benim Rabbim! Bu daha büyük' dedi. O da batınca (kavmine dönüp), 'Ey kavmim! Ben sizin Allahʼa ortak koştuğunuz şeylerden uzağım' dedi.

      79:'Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allahʼa ortak koşanlardan değilim.' (Diyanet Meali)

    Bu ayetler İbrahim'in aklî ve fıtrî bir arayışla tevhide ulaşma bilincini ifade eder.  İbrahim'in kıssası, "doğal yöneliş" (fıtrat) temasını vurgular işte bu hanifiğin özüdür. Yani O sadece vahyin elçisi değil, fıtraten tevhidi bulmuş en büyük örnektir. İbrahim’den önce gönderilen İdris,  Nûh, Hûd, Sâlih, gibi elçilerde tevhid önderleridir fakat neden Kur'an'da onlardan ziyade İbrahim (a.s) in haniflikle bağlantısına vurgu vardır diye bir soru akla gelebilir. Bunla ilgili  İbrahim (a.s) için şunlar söylenebilir;

🔹️ Tarihî bir dönüm noktasıdır: Tevhid geleneğini hem Mekke hem Kudüs hattında yeniden kurmuştur.

 🔹️Kültürel bir ortak paydadır: Arap, Yahudi ve Hristiyan dünyasında adı zaten saygı gören ,her inancın kendisini O na dayandırmak istediği büyük önderdir.

2 Bakara Suresi.135: (Yahudiler) 'Yahudi olun' ve (Hıristiyanlar da) 'Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız' dediler. De ki: 'Hayır, hakka yönelen İbrahimʼin dinine uyarız. O, Allahʼa ortak koşanlardan değildi.' (Diyanet Meali)

3 Ali İmran Suresi.67: İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allahʼı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allahʼa ortak koşanlardan da değildi. (Diyanet Meali)

🔹️ Manevî bir prototiptir: Şirkin ortasında doğmuş, kendi aklıyla tevhidi bulmuş, soyundan elçiler gelmiş yüce bir şahsiyettir.

   Bu yüzden Kur'an, hanîfliğin sembolü olarak Onu seçmiş ve Allahû-teala O nu  kendisine halil edinmiştir.

4 Nisa Suresi.125:”Güzel davranarak yüzünü (benliğini) Allah’a teslim eden ve din bakımından hanîf (Allah’ı birleyen) İbrahim’in milletine (dinine) uyandan daha güzel ² olabilir ki! (Nitekim) Allah, İbrahim’i dost edinmişti. (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا ﴿١٢٥-٤﴾؛

   Şu ayette de İbrahim’in tüm iyilikleri kendisinde toplayan Allah’a itaaat eden bir hanif olduğu anlatılır.

16 Nahl Suresi.120:” İbrâhim Allâh'ı birleyerek O'na itâ'at eden bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir önder) idi, ortak koşanlardan değildi.”(Süleyman Ateş)

اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٠-١٦﴾؛

  “ Haniflik”ile “milleti İbrahim” kavramları arasında sıkı bir bağlantı vardır.Bu bağlantıyı başka bir çalışmamızda incelemeye çalışacağız.

Allah en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir.

 

 

 

 

 

 

 

 



KUR'AN'DA HANİF KAVRAMI

Kelime kökü ح ن ف (H-N-F) șeklindedir.

Ragıp El -İsfehani Müfredat adlı kitabında;

Hanefun حنف)  ) Dalaletten sapıklıktan ayrılıp istikamete doğru meyletmek  yönelmek,

 الاحنف   ayağında bir meyil eğrilik  olan kişi. Bu meyil salt eğrilik anlamını ifade etmek için müstear olarak kullanılmıştır der.

   Ayağın içe doğru eğilmesi ,bir ayağın diğerine yaklaşması  حنفت رجله  olarak ifade edilir.

   Bazı büyük sözlükler ve tefsir kaynakları "الحنيف" için "eğrilikten doğruluğa meyletme", yani başlangıçta meyil (eğilme)  taşısa da durumu olumlu yönde görme (yani doğruya, yönelme) şeklinde değerlendirmişlerdir.

    Lisanul – Arab , Tâcü'l- Arus kelimeyi ayakların içe doğru doğal meyli, doğuştan bir eğrilik.الحنف:ميل قي القديمة إلى الداخلdiye açıklar.

    Etimolojik düzlemde "h-n-f" doğal bir eğrilik demekken Kur'an ise bunu, mecazî düzlemde doğal bir yönelişe dönüştürür.  “Ayağın doğuştan içe meyli àKalbin doğuştan hakka meyli”

    Bu doğal meyil manası mecazi (dini terim) olarak  “Doğruya yönelme / haktan yana olma" anlamına dönüşmüştür. Kimi dilciler için "الحنيف" kelimesi "istisnasız düz doğru yolda olan, eğilmeden  yürüyen kişi" anlamında kullanılmıştır.

    Özetle  "El-ehnef” ayağın doğuştan içe eğriliğidir. Hanîf ise, kalbin doğuştan Hakk'a eğilimidir. Biri bedensel bir meyil, diğeri ruhsal bir istikamettir diyebiliriz.

   Kur’an’da “hanif” kavramı 12 ayette 12 defa geçmektedir ve  bunlardan 7 tanesi (2:135  3:67, 95  4:125   6:79 ,161  16:120,123 )  Hz. İbrahim'le birlikte zikredilir.

  Haniflik doğal bir istikamet eğilimi ise fıtratla yakından ilişkili olmalıdır. Bu ilişkiyi şu ayette açıkça görebiliriz.

30 Rum Suresi.30: O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. (Diyanet Kuran Yolu)

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتٖى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدٖيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٠-٣٠﴾؛

    Fıtrat (فطرة) kelimesi "yaratılış, doğuştan gelen orjinal içsel program" anlamına gelir.

    Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredâtta "Fıtrat”, insanın Allah'ı bir tanıma ve O'na yönelme istidadıdır der.

    Yani her insanın doğasında bir tevhid yönelişi vardır. İşte bu yönelişin bilince ve kararlılığa dönüşmüș hali hanîfliktir.

    Fıtrat doğuștan gelen potansiyeldir. Haniflik o potansiyelin tevhidi yaşantıya dönüşme hali , şirk ise fıtratı bozmak, doğal tevhid eğiliminden sapmaktır. Birbirinin zıddı olan haniflik ve şirk şu şekilde anlatır.

10 Yunus Suresi.105: (105-106) Yine bana şöyle emredildi: 'Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allahʼa ortak koşanlardan olma. Allahʼı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.' (Diyanet Meali)

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٠٥-١٠﴾؛

   Fahreddin Râzî  Tefsîr-i Kebirde "Fitrat”, hanffliğin aslını teşkil eder. Çünkü Allah, insanı tevhid inancına kabiliyetli olarak yaratmıştır. hanîf ise bu yaratılışa uygun davranan kimsedir der.

    Allahû teala "hanîfliğin sembol kişisi" olarak İbrahim (a.s)'i seçmiştir. Kur'an'da ibrahim'in tevhidi bulma süreci, diğer peygamberlerden farklı bir şekilde anlatılır:

6 En’am 75:İşte böylece İbrahimʼe göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı  gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.

      76:Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. 'İşte Rabbim!' dedi. Yıldız batınca da, 'Ben öyle batanları sevmem' dedi.

      77: Ayʼı doğarken görünce de, 'İşte Rabbim!' dedi. Ay da batınca, 'Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum' dedi.

      78: Güneşi doğarken görünce de, 'İşte benim Rabbim! Bu daha büyük' dedi. O da batınca (kavmine dönüp), 'Ey kavmim! Ben sizin Allahʼa ortak koştuğunuz şeylerden uzağım' dedi.

      79:'Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allahʼa ortak koşanlardan değilim.' (Diyanet Meali)

    Bu ayetler İbrahim'in aklî ve fıtrî bir arayışla tevhide ulaşma bilincini ifade eder.  İbrahim'in kıssası, "doğal yöneliş" (fıtrat) temasını vurgular işte bu hanifiğin özüdür. Yani O sadece vahyin elçisi değil, fıtraten tevhidi bulmuş en büyük örnektir. İbrahim’den önce gönderilen İdris,  Nûh, Hûd, Sâlih, gibi elçilerde tevhid önderleridir fakat neden Kur'an'da onlardan ziyade İbrahim (a.s) in haniflikle bağlantısına vurgu vardır diye bir soru akla gelebilir. Bunla ilgili  İbrahim (a.s) için şunlar söylenebilir;

🔹️ Tarihî bir dönüm noktasıdır: Tevhid geleneğini hem Mekke hem Kudüs hattında yeniden kurmuştur.

 🔹️Kültürel bir ortak paydadır: Arap, Yahudi ve Hristiyan dünyasında adı zaten saygı gören ,her inancın kendisini O na dayandırmak istediği büyük önderdir.

2 Bakara Suresi.135: (Yahudiler) 'Yahudi olun' ve (Hıristiyanlar da) 'Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız' dediler. De ki: 'Hayır, hakka yönelen İbrahimʼin dinine uyarız. O, Allahʼa ortak koşanlardan değildi.' (Diyanet Meali)

3 Ali İmran Suresi.67: İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allahʼı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allahʼa ortak koşanlardan da değildi. (Diyanet Meali)

🔹️ Manevî bir prototiptir: Şirkin ortasında doğmuş, kendi aklıyla tevhidi bulmuş, soyundan elçiler gelmiş yüce bir şahsiyettir.

   Bu yüzden Kur'an, hanîfliğin sembolü olarak Onu seçmiş ve Allahû-teala O nu  kendisine halil edinmiştir.

4 Nisa Suresi.125:”Güzel davranarak yüzünü (benliğini) Allah’a teslim eden ve din bakımından hanîf (Allah’ı birleyen) İbrahim’in milletine (dinine) uyandan daha güzel ² olabilir ki! (Nitekim) Allah, İbrahim’i dost edinmişti. (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا ﴿١٢٥-٤﴾؛

   Şu ayette de İbrahim’in tüm iyilikleri kendisinde toplayan Allah’a itaaat eden bir hanif olduğu anlatılır.

16 Nahl Suresi.120:” İbrâhim Allâh'ı birleyerek O'na itâ'at eden bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir önder) idi, ortak koşanlardan değildi.”(Süleyman Ateş)

اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٠-١٦﴾؛

  “ Haniflik”ile “milleti İbrahim” kavramları arasında sıkı bir bağlantı vardır.Bu bağlantıyı başka bir çalışmamızda incelemeye çalışacağız.

Allah en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir.