Loading...
MİLLET

KUR'AN'DA MİLLET KAVRAMI

Kelimenin kök harfleri  م ل ل dir.

Ragıp El-İsfehani El Müfredat adlı kitabında  kelimenin anlam katmanlarının en altında (semantik olarak) şu ifadelere yer vermiştir.

Ekmeğini ateşe/küle gömüp pişirdi     ملّ خبزه

Ateşe bırakılmış et ,ekmek türü bir şey المليل:

   Buradaki temel fiil anlamı: 'Bir șeyi ateșe yaklaştırıp olgunlaştırmak şekillendirmek."

Bu kullanım, fiziksel bir olgunlaştrma eylemidir.

   Ayrıca kelimenin anlam katmanlarında  "Bir şeyi dikte etmek /ezberletmek / tekrarlamak" anlamı  da vardır “yazıyı ona imla ettirdim, söyleyip yazdırdım.” امتلت الكتاب   denir.

"Ekmeği pişirip olgunlaștırmak"

 "Bir sözü olgunlaştırmak, dille şekil vermek, başkasına dikte etmek." Aynı kelimeden türemiş anlamlardır.

    Peki kelime nasıl “millet “kelimesine dönüşmüş hakikatten mecaza geçiş yapmıştır?

    Maddî anlamda "pişirip olgunlaştırmak" eylemi soyut anlamda "bir öğretiyi olgunlaştırmak ve nakletmek" hâline gelmiştir.

    Bu așamada, m-l-l kökünden türeyen millet ملّة  kelimesi  " olgunlastırılmış-dikte edilmiş, yazıyla sabit kılınmış inanç sistemi" anlamına gelir.

    Kur'an'da "millet" kavramı 15 ayette  geçmektedir ve 8  yerde İbrahm (a.s)’a izafe edilir. İshak ve Yakup hariç diğer elçilere izafe edilmemiştir. Onlarda  Yusuf 38 de İbrahim'le beraber zikredilmiştır.

"Millet-i ibrâhîm" (2:130,135  3:95  4:125   6:161   12:38  16:123   22:78)

    Aynı kökten türeyen imla  kelimesi Bakara 282 de “yazdırmak ,dikte ettirmek” manasında 3 defa geçmektedir.

    Millet-i İbrahim ne demektir?

  "Millet-i ibrâhîm" ifadesi, tevhid inancının ilk saf hâlini, yani fıtrata dayalı hanifliği anlatır.

    Dolayısıyla "Hanîf" (şirke bulaşmamış, tevhide yönelmiş kimse) ile "Millet-i İbrâhîm" (İbrâhim'in saf tevhid yolu) anlamca iç içedir.

   Haniflik bireyin yönelişini, millet-i İbrâhîm ise bu yönelişin kurumsallaşmış ilahi otoriteden kabul görmüş halini temsil eder.

   Millet kavramı kök olarak "dikte edilen, benimsetilen, öğretilen sistem" anlamına gelir demiştik. Eğer "dikte eden" Allah ise millet ilâhî vahye dayalı yol olur. İşte millet-i İbrahim budur.

    Haniflik kavramı yazımızda İbrahim (a.s)'in aklî ve fıtrî bir arayışla tevhide ulaşma bilincinden bahsetmiştik. O fıtraten tevhidi bulmuş daha sonrada tevhid anlayışı İlahi Vahiyle desteklenmiş bir elçidir. Bu yüzden “milleti İbrahim” fıtrata dayalı araştırma, vahiyle imla edilmiş bir inanç biçimidir. Bunun  ilk uygulayıcısı da İbrahim (a.s) dır ve kendisinden sonra gelen tüm inananlar için örnek bir şahsiyet olarak Kur’an’da adından hiç bir insana nasip olmayacak şekilde övgüyle bahsedilmektedir.

4 Nisa Suresi.125:Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allahʼa teslim eden ve hakka yönelen İbrahimʼin dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahimʼi dost edindi. (Diyanet Meali)  

وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا ﴿١٢٥-٤﴾؛

22 Hac Suresi.78: Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda (Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır. (Elmalılı Sadeleştirme 1)

وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖ هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖينَ مِنْ قَبْلُ وَفٖى هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰیكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ ﴿٧٨-٢٢﴾

   Kur'an, "millet-iibrâhim" ifadesinin kullanıldığı ayetlerde şu özelliklerle öne çıkar;

Haniflik (şirkten uzak olma)à Nahl:123  Al-i İmran:95

Fıtri oluşuà Rum 30

Vahye dayalı olmasıàBakara:135

Evrensellikà:Bakara 130

    Milet-i lbrahîm, doğal tevhid yönelişinin (hanîfliğin), ilâhî vahiy rehberliğiyle şekillenmiş halidir.

    Kur'an, Hz. Muhammed'in misyonunu doğrudan ibrâhimî çizgiye bağlar.

16 Nahl Suresi.123:”Sonra da sana “hanîf (Allah’ı birleyen) olarak İbrahim’in milletine (dinine) uy! O müşriklerden değildi!” diye vahyetmiştik”  (Prof. Dr. Mehmet Okuyan

ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٣-١٦﴾؛

   Millet kelimesinin aslı "dikte edilip benimsetilen inanç sistemi”dir. Bu tanım hem Allah'ın emrettiği inanç sistemini hem de insanların icat ettiği batıl sistemleri kapsar.

   Kur’an’da bu iki millet tanımıda vardır. Birincisi yukarda anlattığımız “milleti İbrahim” digeri ise ilahi vahiyle hiç bir alâkası olmayan insanların icat ettiği batıl sistemlerin adıdır. Buna şirk veya  ideolojik düzen de diyebiliriz. Şuayb (a.s)’ın toplumuyla olan şu diyaloğunda ikinci türden millet tanımını görebiliriz.

7 Araf Suresi.88: Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: «Ey Şuâyb ! Ya milletimize (dinimize) dönersiniz, ya da and olsun ki seni de seninle beraber imân edenleri de kasabamızdan çıkarırız.» O da: «İstemesek de mi?» dedi. (Celal Yıldırım)

قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖى مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهٖينَ ﴿٨٨-٧﴾؛

7 Araf Suresi.89: Doğrusu Allah bizi dininizden kurtarmışken, sizin milletinize (dininize) dönecek olursak, bir yalan uydurarak Allahʼa iftira etmişiz demektir. Dininize dönmemiz, bizim için mümkün değil, meğer ki Rabbimiz olan Allah dilemiş olsun. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz, yalnız Allahʼa güvenmişiz. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak olanı hükmet. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.″ (Ali Fikri Yavuz)

قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا فٖى مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰینَا اللّٰهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَعُودَ فٖيهَا اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَیْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحٖينَ ﴿٨٩-٧﴾؛

   Bu tür batıl sistemlerin en temel iki özelliği Yusuf 37 de Allah’a iman etmemek ve ahireti inkar olarak anlatılmaktadır.

12 Yusuf Suresi.37: (Yusuf ise onlara) şöyle demişti: “Size verilecek yemek gelmeden önce, onun (gördüğünüz rüyaların) yorumunu mutlaka size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ki ben Allah’a inanmayan bir kavmin milletinden (dininden) uzaklaştım. Onlar, ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

قَالَ لَا يَاْتٖيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهٖ اِلَّا نَبَّاْتُكُمَا بِتَاْوٖيلِهٖ قَبْلَ اَنْ يَاْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنٖى رَبّٖى اِنّٖى تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿٣٧-١٢﴾؛

    Batıl milletleri bekleyen son şu ayetlerde açıkça ifade edilmektedir.

14 İbrahim Suresi.13: Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: 'Ya tam bir biçimde bizim milletimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız.' Rableri de onlara şunu vahyetti: 'Zalimleri muhakkak helâk edeceğiz.' (Yaşar Nuri Öztürk)

ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٣-١٦﴾؛

İnkârcıların batıl milletlerinin temel özellikleri şöyledir.

▪️Putperest düzen

▪️Ekonomik sömürü

▪️Zulüm, tehdit ve sürgün mekanizması

   Bu tip milletlerin dünya üzerindeki kaçınıImaz akıbeti, ayetin ifadesiyle fiili çöküş, helâk, sistemin dağılması  yeryüzünden adlarının silinmesidir.

   Allah "zalimleri helâk edeceğiz" derken: sadece bireysel ölümleri kastetmez, sistemlerinin çökertilmesini kasteder.

   Kuran'da bunun pek çok örneği vardir. Ad ,Semûd, Lut kavmi ,Firavunun sistemi... Hepsinin ortak kaderi toplumsal düzen çöktü, sistem dağıldı, iktidarları ellerinden alındı ve yerlerine fitratın kodlarına uygun davranan toplumlar getirildi.

14 Ibrahim.14: 'Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan  ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.'(Diyanet Meali)

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامٖى وَخَافَ وَعٖيدِ ﴿١٤-١٤﴾؛

   Hakikat fıtratla uyumlu olduğu için kalıcıdır. Batıl sistemler ise fıtratla uyumsuz olduğundan dolayı içten çürür ve dağılır.

   Millet ve din kavramları arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı bir başka çalışmamızda incelemeye çalışacağız.

Allah en doğrusunu en iyisini en guzelini bilir.

 

 

 

 

 

 



KUR'AN'DA MİLLET KAVRAMI

Kelimenin kök harfleri  م ل ل dir.

Ragıp El-İsfehani El Müfredat adlı kitabında  kelimenin anlam katmanlarının en altında (semantik olarak) şu ifadelere yer vermiştir.

Ekmeğini ateşe/küle gömüp pişirdi     ملّ خبزه

Ateşe bırakılmış et ,ekmek türü bir şey المليل:

   Buradaki temel fiil anlamı: 'Bir șeyi ateșe yaklaştırıp olgunlaştırmak şekillendirmek."

Bu kullanım, fiziksel bir olgunlaştrma eylemidir.

   Ayrıca kelimenin anlam katmanlarında  "Bir şeyi dikte etmek /ezberletmek / tekrarlamak" anlamı  da vardır “yazıyı ona imla ettirdim, söyleyip yazdırdım.” امتلت الكتاب   denir.

"Ekmeği pişirip olgunlaștırmak"

 "Bir sözü olgunlaştırmak, dille şekil vermek, başkasına dikte etmek." Aynı kelimeden türemiş anlamlardır.

    Peki kelime nasıl “millet “kelimesine dönüşmüş hakikatten mecaza geçiş yapmıştır?

    Maddî anlamda "pişirip olgunlaştırmak" eylemi soyut anlamda "bir öğretiyi olgunlaştırmak ve nakletmek" hâline gelmiştir.

    Bu așamada, m-l-l kökünden türeyen millet ملّة  kelimesi  " olgunlastırılmış-dikte edilmiş, yazıyla sabit kılınmış inanç sistemi" anlamına gelir.

    Kur'an'da "millet" kavramı 15 ayette  geçmektedir ve 8  yerde İbrahm (a.s)’a izafe edilir. İshak ve Yakup hariç diğer elçilere izafe edilmemiştir. Onlarda  Yusuf 38 de İbrahim'le beraber zikredilmiştır.

"Millet-i ibrâhîm" (2:130,135  3:95  4:125   6:161   12:38  16:123   22:78)

    Aynı kökten türeyen imla  kelimesi Bakara 282 de “yazdırmak ,dikte ettirmek” manasında 3 defa geçmektedir.

    Millet-i İbrahim ne demektir?

  "Millet-i ibrâhîm" ifadesi, tevhid inancının ilk saf hâlini, yani fıtrata dayalı hanifliği anlatır.

    Dolayısıyla "Hanîf" (şirke bulaşmamış, tevhide yönelmiş kimse) ile "Millet-i İbrâhîm" (İbrâhim'in saf tevhid yolu) anlamca iç içedir.

   Haniflik bireyin yönelişini, millet-i İbrâhîm ise bu yönelişin kurumsallaşmış ilahi otoriteden kabul görmüş halini temsil eder.

   Millet kavramı kök olarak "dikte edilen, benimsetilen, öğretilen sistem" anlamına gelir demiştik. Eğer "dikte eden" Allah ise millet ilâhî vahye dayalı yol olur. İşte millet-i İbrahim budur.

    Haniflik kavramı yazımızda İbrahim (a.s)'in aklî ve fıtrî bir arayışla tevhide ulaşma bilincinden bahsetmiştik. O fıtraten tevhidi bulmuş daha sonrada tevhid anlayışı İlahi Vahiyle desteklenmiş bir elçidir. Bu yüzden “milleti İbrahim” fıtrata dayalı araştırma, vahiyle imla edilmiş bir inanç biçimidir. Bunun  ilk uygulayıcısı da İbrahim (a.s) dır ve kendisinden sonra gelen tüm inananlar için örnek bir şahsiyet olarak Kur’an’da adından hiç bir insana nasip olmayacak şekilde övgüyle bahsedilmektedir.

4 Nisa Suresi.125:Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allahʼa teslim eden ve hakka yönelen İbrahimʼin dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahimʼi dost edindi. (Diyanet Meali)  

وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا ﴿١٢٥-٤﴾؛

22 Hac Suresi.78: Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda (Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır. (Elmalılı Sadeleştirme 1)

وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖ هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖينَ مِنْ قَبْلُ وَفٖى هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰیكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ ﴿٧٨-٢٢﴾

   Kur'an, "millet-iibrâhim" ifadesinin kullanıldığı ayetlerde şu özelliklerle öne çıkar;

Haniflik (şirkten uzak olma)à Nahl:123  Al-i İmran:95

Fıtri oluşuà Rum 30

Vahye dayalı olmasıàBakara:135

Evrensellikà:Bakara 130

    Milet-i lbrahîm, doğal tevhid yönelişinin (hanîfliğin), ilâhî vahiy rehberliğiyle şekillenmiş halidir.

    Kur'an, Hz. Muhammed'in misyonunu doğrudan ibrâhimî çizgiye bağlar.

16 Nahl Suresi.123:”Sonra da sana “hanîf (Allah’ı birleyen) olarak İbrahim’in milletine (dinine) uy! O müşriklerden değildi!” diye vahyetmiştik”  (Prof. Dr. Mehmet Okuyan

ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٣-١٦﴾؛

   Millet kelimesinin aslı "dikte edilip benimsetilen inanç sistemi”dir. Bu tanım hem Allah'ın emrettiği inanç sistemini hem de insanların icat ettiği batıl sistemleri kapsar.

   Kur’an’da bu iki millet tanımıda vardır. Birincisi yukarda anlattığımız “milleti İbrahim” digeri ise ilahi vahiyle hiç bir alâkası olmayan insanların icat ettiği batıl sistemlerin adıdır. Buna şirk veya  ideolojik düzen de diyebiliriz. Şuayb (a.s)’ın toplumuyla olan şu diyaloğunda ikinci türden millet tanımını görebiliriz.

7 Araf Suresi.88: Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: «Ey Şuâyb ! Ya milletimize (dinimize) dönersiniz, ya da and olsun ki seni de seninle beraber imân edenleri de kasabamızdan çıkarırız.» O da: «İstemesek de mi?» dedi. (Celal Yıldırım)

قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖى مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهٖينَ ﴿٨٨-٧﴾؛

7 Araf Suresi.89: Doğrusu Allah bizi dininizden kurtarmışken, sizin milletinize (dininize) dönecek olursak, bir yalan uydurarak Allahʼa iftira etmişiz demektir. Dininize dönmemiz, bizim için mümkün değil, meğer ki Rabbimiz olan Allah dilemiş olsun. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz, yalnız Allahʼa güvenmişiz. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak olanı hükmet. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.″ (Ali Fikri Yavuz)

قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا فٖى مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰینَا اللّٰهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَعُودَ فٖيهَا اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَیْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحٖينَ ﴿٨٩-٧﴾؛

   Bu tür batıl sistemlerin en temel iki özelliği Yusuf 37 de Allah’a iman etmemek ve ahireti inkar olarak anlatılmaktadır.

12 Yusuf Suresi.37: (Yusuf ise onlara) şöyle demişti: “Size verilecek yemek gelmeden önce, onun (gördüğünüz rüyaların) yorumunu mutlaka size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ki ben Allah’a inanmayan bir kavmin milletinden (dininden) uzaklaştım. Onlar, ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

قَالَ لَا يَاْتٖيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهٖ اِلَّا نَبَّاْتُكُمَا بِتَاْوٖيلِهٖ قَبْلَ اَنْ يَاْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنٖى رَبّٖى اِنّٖى تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿٣٧-١٢﴾؛

    Batıl milletleri bekleyen son şu ayetlerde açıkça ifade edilmektedir.

14 İbrahim Suresi.13: Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: 'Ya tam bir biçimde bizim milletimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız.' Rableri de onlara şunu vahyetti: 'Zalimleri muhakkak helâk edeceğiz.' (Yaşar Nuri Öztürk)

ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ﴿١٢٣-١٦﴾؛

İnkârcıların batıl milletlerinin temel özellikleri şöyledir.

▪️Putperest düzen

▪️Ekonomik sömürü

▪️Zulüm, tehdit ve sürgün mekanizması

   Bu tip milletlerin dünya üzerindeki kaçınıImaz akıbeti, ayetin ifadesiyle fiili çöküş, helâk, sistemin dağılması  yeryüzünden adlarının silinmesidir.

   Allah "zalimleri helâk edeceğiz" derken: sadece bireysel ölümleri kastetmez, sistemlerinin çökertilmesini kasteder.

   Kuran'da bunun pek çok örneği vardir. Ad ,Semûd, Lut kavmi ,Firavunun sistemi... Hepsinin ortak kaderi toplumsal düzen çöktü, sistem dağıldı, iktidarları ellerinden alındı ve yerlerine fitratın kodlarına uygun davranan toplumlar getirildi.

14 Ibrahim.14: 'Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan  ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.'(Diyanet Meali)

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامٖى وَخَافَ وَعٖيدِ ﴿١٤-١٤﴾؛

   Hakikat fıtratla uyumlu olduğu için kalıcıdır. Batıl sistemler ise fıtratla uyumsuz olduğundan dolayı içten çürür ve dağılır.

   Millet ve din kavramları arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı bir başka çalışmamızda incelemeye çalışacağız.

Allah en doğrusunu en iyisini en guzelini bilir.